12 Jul

Kendi Kendine Çalışarak İngilizce Öğrenmek İçin 15 İpucu

Kendi Kendine Çalışarak Dil Öğrenmek için 15 İpucu

İngilizce’de ustalaşmak herhangi bir insanın gelişimindeki önemli dönüm noktalarından biridir. Ne yazık ki, pek çok kritik beceri gibi, bu amacı da gerçekleştirmek için gidilmesi gerekilen yol konusunda büyük görüş farklılıkları vardır. Ortada bir çok teori satıcısı var fakat çok azı kolları sıvayıp sistematik ve isteğe odaklı dil öğrenimi konusunda uzmanlaşmış durumda.
Birçok insan, hedeflerinin peşinden etkili bir yöntemle koşmadıklarından hedeflerinin hep ulaşılamaz olduğuna kendilerini inandırmışlardır. Tüm sınırlayıcı inançlar gibi, bu da yok edilmesi gereken inançlardan biridir. Yıllar boyunca benim için işe yarayan kendi ipuçlarımı ve fikirlerimi paylaşmak istedim. Aşağıdaki paragraflar kendi düşünce ve önerilerimi sunmaktadır.
Hiç kimse size yardımcı olmayacak.
Anadili İngilizce olan insanların size (nasıl olacaksa) osmoz sayesinde dil öğretecekleri şeklinde oldukça yaygın bir efsane var. Ya da, erkekler anadili İngilizce olan bir kız arkadaş, tüm sorunlarını çözecekmiş gibi düşünüyor. Fakat durum böyle değil.  Anadili İngilizce olan insanlar can simidiniz değildir. Bütün angarya işi kendiniz yapmak zorundasınız. Anadilleri İngilizce olan bu insanlar, arkadaşınız ya da sevgiliniz bile olsa, çoğu zaman kendi dillerinde afallayıp kalmanızı dinleyecek sabırları ve tahammülleri yoktur. Ve aynı şekilde birçok durumda, yurt dışına çıktığınızda, insanlar Türkçe pratik için sizi kullanmaya istekli olacaklar.
Tabii ki, yerliler ile etkileşim önemlidir, fakat size ne yapıp ne yapamayacakları konusunda realistik olmanız gerekir. Başarı, akıcılık konusundaki hedefiniz için tek başınıza çalışmanız gerektiğini fark ettiğinizde gelir. Dikkat etmeniz gereken bir kural: angarya işleri kendiniz halledin ve anadili İngilizce olan insanları öğrendiklerinizi test etme amacıyla ve ya öğrendiklerinizi pekiştirme konusunda kullanın. Diğer insanlardan daha fazla beklemek sizi hayal kırıklığına uğratabilir.
Geleneksel kalabalık sınıfta dil dersleri işe yaramaz.

Nedeni ise çok basit: Çok kolaylar. Yeteri kadar zor ve sık değillerdir, tabi eğer İngilizce özel ders almıyorsanız. Buralar pasif, eski moda öğretim yöntemleri kullanırlar. Dil ile her gün yoğun bir şekilde iç içe olmanız gerekir ki bunu kalabalık sınıf ortamları sağlayamaz. Bunun yerine, uzun vadede ajandanızı özel olarak ayırarak istekli ve kendi kendine öğrenen biri olmaya odaklanın.
Kitaplarınızı, çalışma kitaplarınızı ve kayıtlarınızı çok dikkatli seçin.
Şu an piyasadaki dil kurslarının çoğu oldukça kolaydır. Eğer geliştirmelerini istiyorsanız, bilişsel yeteneklerinizden ciddi talepleri olacak bir şeye ihtiyacınız var. Ben Georgetown, Yale, Cambridge ve Oxford’daki akademik yayınlar tarafından sunulan kaynakları çok iyi buldum. Ama yine de etrafa bakmanızda fayda var. Bir kitap asla içinde her şeyi barındıramaz. Zaman içinde farklı yayıncılardan, birden fazla farklı ders materyali toplamalısınız, ve hepsi ile çalışmalısınız.
Arapça, Portekizce ve Latince’ye ilgili olanlar için spesifik ders önerilerim var. Fakat hangi dili seçerseniz seçin, ortak bazı noktaları vardır:
1.  Dersler çeşitli durumlar hakkında çok sayıda diyalog içermelidir: temel sosyal durumlar, doktor, iş, istihdam, kiralama, müzik, buluşma,  araç tamiri, siyaset tartışma, sağlık, eğitim, güncel olaylar, vb.  Bu materyallerin ses kayıtları olmalı. Ses kayıtları olmayan bir kitap hiç bir işe yaramaz. Diyalogları dinlemeniz ve bunları ezberlemeniz gerek. Kendiniz ile sohbet eder gibi diyalogları yüksek sesle tekrarlayın. Tekrar yapmak önemlidir ve kendinizi konuşurken duymanız gerekir. Ben “doğal dil” metodunu kullanan dersleri tercih ederim: sadece hedef dilden yönergeler kullanılır. Hiç Türkçe kullanılmaz. Kendinizi dili doğru kullanmak için en baştan eğitmeniz gerekir.
2.  Kitaplar sık kullanılmaya uygun biçimde olmalıdır ve kenarlara notlar yazmak için yeterli marjları olmalıdır. Bunun önemini hafife almayın. Kitabın kapağını ve cildini dayanaklılık için kontrol edin. Ders çalışırken, bilmediğiniz her kelime yazılmalı ve yüksek sesle okunmalıdır. Tekrar kelime yazmak için ayrı bir kompozisyon defteri tutun ve sık sık, günde bir veya iki kez bunları gözden geçirin.
3.  Orta ve ileri seviyelerde, geniş açıklayıcı notlarla okuma kitapları kullanmalısınız. Kötü düzenlenmiş bir metin işe yaramaz. İyi bir okuyucu popüler basın, tarih, folklor, eğitim, sanat, vb gibi seçme makalelere sahip olamalıdır. Farklı ilgi ve istek alanlarından çeşitli kelime dağarcığına sahip olmalısınız.
4.  Farklı dersler alın. Asla tek bir ders yeterli değildir. Çeşitlilik sizi daha iyi hale getirecek ve geçmişte öğrendiklerinizi pekiştirecektir.
5.  Iyi bir kitap ve ses kayıtlarının yanı sıra, orta ve ileri seviyelerde iyi bir gramer referans kitabına ihtiyacınız olacaktır. Başlangıç aşamalarında demedim, dikkat edin.  Başlangıçta çok fazla dilbilgisi öğrenmeye çalışmak sizi sadece yavaşlatacaktır. Unutmayın, amaç dil hakkında bir şeyler öğrenmek değil, dilin kendisini öğrenmektir. Aralarında büyük bir fark vardır.
6.  Flaş kartlar, biraz abartılsalar da faydalıdırlar. İçlerindeki bazı uyarılarla, boş vakitlerinizde ek çalışma olarak size fayda sağlayabilirler. En yaygın olarak kullanılan yaklaşık 2500 fiilden oluşan bir sete sahip olmalısınız. (Fiiller isimlerden daha önemlidir). Ama daha da işe yaramaları için, kartların yanında tanımlayıcı cümleler de olmalıdır. Cümleyi her zaman, yüksek sesle tekrar edin. Ezber cümlenin tamamında olur, tek başına kelimede değil. Ben Avustralya şirketi olduğuna inandığım Tuttle Yayıncılık tarafından hazırlanan kartları beğeniyorum.
Duygular performansını etkileyebilir.
Unutmayın ki “duygusal filtreler” ilerlemenizi engelleyebilir. Çalışma siz rahat ve dinçken yapılmalıdır, yorgun veya stresliyken değil. Yorgunken kitabı açtığınız zamanlarla dinlenmişken kitabı açtığınız zamanlar arasındaki büyük performans farkını göreceksiniz.
Farklı lehçeler veya iki dillilik konusunda endişelenmeyin.
Çalıştığınız dilin sadece standart versiyonunu öğrenin. Uzmanlar ve dilbilimciler, şu ya da bu dilin şu kadar farklı lehçesi vardır diyerek olayı büyütmeye bayılırlar. Pek çok dilin, birden çok versiyonu olmasına “iki dillilik” diyoruz: bu versiyonlardan biri formal bağlamda kullanılır, öteki informal bağlamda.  İki dillilik durumlarında, günlük hayatta kişiler tarafından konuşulan konuşma tarzı, daha edebi bir dili olan basın, televizyon, ya da literatürde kullanılan dilden çok farklı bir “ağız”dır. Uzmanlar, tabii ki, haklı ama bu çok fazla endişelenmeniz gerektiği anlamına gelmez.
Hem Arapça hem de Portekizce’nin yanı sıra diğer birçok dilde, önemli derecede iki dillilik vardır. Ama pratikte bu durum büyük bir problem değildir. Kimse sizin ana dilinizmiş gibi konuşmanızı beklemiyor.  Ve aslında pek çok yerli, yabancıların formal ve doğru dili öğrenmelerini tercih ediyor. Dilin iki yönünü de ( hem formal yönünü hem de informal yönünü) birlikte öğrenmeye odaklanın ve bu olayı kafanıza takmayın.
Eski kitaplar genellikle yeni olanlardan daha iyidir.
Bu tabii ki, her zaman doğru değildir, ancak, 1960’lı yıllarda basılan bazı yayınların günümüz yayınları ile karşılaştırıldığında ne kadar iyi olduklarını görseniz şaşırırsınız. Aynı zamanda bilgisayar tabanlı derslerin de işe yaramadığını düşünüyorum.
Eğitim standartları son yıllarda Amerika ve İngiltere’de giderek azaldı. Titizliğin yerini öğrencinin kendisini “iyi hissetmesi” vurgusu aldı. Bu “basitleştirme”nin dil öğrenimi üzerindeki etkisi devam edecek gibi duruyor, bu nedenle kendiniz için kolaya kaçmamaya dikkat edin.
Anadili İngilizce olan kişilerden konuşmanızı düzeltmelerini isteyin.
Hata anında yapılan düzeltmeler, bizim “fosilleşmiş hata” dediğimiz hataları azaltmaya ve hataların dilinize yapışmasını engellemeye yardımcı olur. Bu oldukça önemlidir. Anadili İngilizce olan arkadaşınızdan sizi düzeltmesini istediğinizi belirtmeyi unutmayın. Aslında, bunun için ısrar edin.
Birkaç ayda bir ara verin.
Zihniniz dinlenmek için zaman arar ve bu sırada öğrendiğiniz materyal zihninizde yayılır. Her bir kaç ayda bir vereceğiniz 7 ila 10 günlük kısa bir moladan sonra çalışmaya geri dönmenin sizi öncesinden ne kadar güçlü ve iyi yaptığını göreceksiniz.
Günlük bağlılığa ihtiyacınız var.
Bir kaç yıl boyunca, her gün en az 30’ar dakika çalışmalısınız. Hatta 1 saat daha iyi olabilir. Eğer bu bağlılığı elinizde tutamıyorsanız, başarılı olamazsınız. Öğreneceğiniz dili dikkatle seçin çünkü bir kaç yıl onunla yaşayacaksınız.
Aynı anda birden fazla dil öğreniyorsanız, çalıştığınız her dil için evinizde farklı masa kullanın.
Bu tekniği ünlü 19. yüzyıl kaşifi ve dilbilimci Sir Richard Burton’un biyografisinden öğrendim. Evinde düzenli olarak çalıştığı her dil için farklı masası varmış. Bunun nedeni her dil için farklı yerlere gitmeyi istemeniz. Bu teknik şöyle çalışır: zihin bir şeyleri parçalara ayırır ve onları böylelikle daha kolay depolar. Bu dil öğrenmeyi hızlandırır ve bir dilin ötekine karıştığı “linguistik karışıklıklar”ı engeller.
Pembe dizileri, filmleri, yayınları, kablo TV ve internet videolarını düzenli olarak izlemeniz gerekir.
Altyazılara ulaşabilirseniz, daha da yararlı olur. Ücretsiz yayın yapan uydu kanalları da iyidir fakat içindeki hükümet kanallarından sıkılabilirsiniz. İnternet ise eski bir seçenek olan “kısa dalgalı radyo kanalları”nı tamamen tedavülden kaldırmış durumda.
Monotonlaşmanıza izin vermeyin.
Dil öğrenme spor yapmak gibidir. Bir düzlüğe gelirsiniz ve rahat olan monotonlukta zihninizi, gelecek engellerle yormak istemezsiniz. Birkaç ayda bir, kendinizi sarsın ve potayı biraz karıştırın.
Birkaç kısa hikaye, anekdot, masal, ya da şiir ezberleyin.
Ve onları eksiksizce hatırlamaya çalışın. Eski günlerde, dil öğrencileri hedef dilde oldukça büyük boyutlu metinler ezberlerlerdi. Bu metinler teknik kalıpların beyninizde güçlenmesini sağlar. Ama aynı zamanda o dili konuşan birini de etkilemek için iyi bir yöntem. Bütün bir hikayeyi veya fablı hiç takılmadan anlatmanız oldukça etkileyici olabilir.
Orta ve ileri seviyelerde, büyük haber sitelerini kullanın.  
Güncel olaylar, ekonomi, sağlık, kültür, ya da ne olursa olsun bir sayfa kısa makale yazdırın ve sonra onları tercüme edin. Ben Arapça için El Cezire veya Portekizce için O Globo kullanmayı seviyorum. Tüm bilmediğiniz kelimeler için bir kompozisyon defteri (bunlara bayılırım) tutun. Bir haber spikeriymişsiniz gibi haber makalelerini yüksek sesle okuyun. Bu deyimler, yapılar ve popüler kültür konusunda sizi güncel tutacak.
Düşüşler de yaşayacaksınız.
En yaygın düşüşler şunlardır:
1.  Sınırlı kelime dağarcığı (Tekrar tekrar aynı kelimeleri kullandığınızı fark etmeniz)
2.  Gömülü veya “fosilleşmiş” hatalar (sık sık aynı hatayı yaparak, hatayı günlük konuşmanızın rutini haline getirmeniz).
3.  Yeterli gramer yapılarını bilmeden kendinizi tamamen ifade edememek.
Yukarıda söylediğim gibi, sadece düşüşlerle mücadele etmek zorundasınız. Atı ileri sürmeye ve günlük çalışmalarınıza devam edin. Unutmayın ki öğrenmede başarılı olan insanlar en çok ter dökmeye hevesli olan insanlardır. Dil öğrenme bazı zamanlarda eziyet dolu ve çok sıkıcı olabilir, ancak tüm engellere rağmen kendinizi güçlü bir şekilde motive etmelisiniz.
Hepsi buna değer. Eğer ölü deriyi üzerinizden atar, yabancı bir ülkede anadili İngilizce olan biriyle iletişime girerseniz, emin olun ki zamanınızı en iyi bu şekilde değerlendirirsiniz.

One response to “Kendi Kendine Çalışarak İngilizce Öğrenmek İçin 15 İpucu”

  1. Hasan says:

    Anadili ingilizce olanlar ile konuşmak cidden büyük fark ediyor..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

İngilizce Pratik Yap!