Intermediate

INGILIZCE GRADABLE AND STRONG ADJECTIVES WITH ADVERBS – ZARFLI AŞAMALANIR VE GÜÇLÜ SIFATLAR – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Strong adjectives (Güçlü sıfatlar)

Strong adjectives include the idea of “very”.
Güçlü sıfatlar “very (çok)” fikrini içerirler.

Example (Örnek):
exhausted = very tired (= çok yorgun)

Gradable adjectives (Aşamalanır sıfatlar) —> Strong adjectives ( Güçlü sıfatlar)Tired (yorgun) —> exhausted (bitkin) / shattered (parçalanmış)

Bad (kötü) —> terrible (berbat) / awful (korkunç)

Good (iyi) —> fantastic (fantastik) / brilliant (harikulade) / great (güzel) / excellent (mükemmel) /
amazing (şaşırtıcı derecede güzel) / fabulous (muhteşem) / incredible (inanılmaz) /marvellous (muhteşem) / superb (fevkalade) / terrific (müthiş) / wonderful (harika – olağanüstü)

Big (büyük) —>  huge (kocaman) / gigantic (devasa) / enormous (çok büyük)

Difficult (zor) —>  impossible (imkansız)

Frightened (korkmuş) —> terrified (dehşete kapılmış)

Surprised (şaşırmış) —> amazed (hayrete düşmüş)

Tasty (lezzetli) —> delicious (enfes)

Small (küçük) —> tiny (ufacık – minicik – küçücük)

Cold (soğuk) —> freezing (dondurucu derecede soğuk)

Hot (sıcak) —> boiling (kaynar derecede sıcak)

Beautiful (güzel)  —> gorgeous (muhteşem derecede güzel)

Interested (ilgili) —> fascinated (büyülenmiş)

Angry (kızgın) —> furious (öfkeli)

Happy (mutlu) —> delighted (memnun)

Dirty (kirli) —> filthy (pis)

Use of Adverbs: (Zarfların Kullanımı)

We can use “really” with both gradable and strong adjectives.
(“Really” kelimesi aşamalanır ve güçlü sıfatların ikisi ile de kullanılabilir.)

Example (Örnek):
really tired, really exhausted.
(gerçekten yorgun, gerçekten bitkin) 

We can use “very”, “incredibly”, “extremely” and “fairly” with gradable adjectives, but not with strong adjectives.
(“Very”, “incredibly”, “extremely” and “fairly” aşamalanır sıfatlar ile kullanılabiliriz, ancak güçlü sıfatlar ile kullanılamazlar.)

Example (Örnek):
“very tired” NOT “very shattered”
(“very tired” şeklinde kullanılabilirken, “very shattered” şeklinde kullanılamaz.)
“incredibly difficult” NOT “incredibly impossible”
(“inanılmaz yorgun” şeklinde kullanılabilirken, “inanılmaz imkansız” şeklinde kullanılamaz.)

NB: “Incredibly” and “extremely” are stronger than “very”. “Fairly” is less strong than “very”.

(NOT: “Incredibly” ve “extremely”, “very” den daha güçlü ifade şekilleridir. “Fairly”, “very” den daha az güçlü bir ifade şeklidir.)

We can use “absolutely” with strong adjectives, but not gradable adjectives.
(“Absolutely” güçlü sıfatlar ile beraber kullanılabilir, ama aşamalanır sıfatlar ile birlikte kullanılmaz.)

Example (Örnek):
“absolutely terrified” NOT “absolutely frightened”.
(“tamamiyle dehşete kapılmış” şeklinde kullanılırken, “tamamiyle korkmuş” şeklinde kullanılamaz.)

INGILIZCE USE OF ARTICLES – TANIMLIKLARIN KULLANIMI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We use “a” or “an” with singular countable nouns:
“A” veya “an” aşağıda belirtilen durumlarda tekil sayılabilir isimler ile beraber kullanılır:

– the first time you mention a thing or a person
(-ilk defa bir şey veya kişi hakkında bahsettiğinizde.)

Example (Örnek):
I saw a woman with a bicycle.
(Ben bisikletli bir kadın gördüm.)

– when you say what something is
(-bir şeyin nasıl olduğunu söylediğinizde.)

Example (Örnek):
It’s a beautiful dress.
(Bu çok güzel bir elbise.)

– when you say what somebody does
(-bir kişinin ne yaptığını söylediğinizde.)

Example (Örnek):
She’s an architect.
(O bir mimar.)
– when we don’t know, or it isn’t important which one.
(-bilmediğimiz zaman, veya hangisinin olduğu önemli olmadığı vakit.)

Example (Örnek):
He works at a school in Ankara.
(O Ankara’daki bir okulda görevli.)
– in exclamations with “What…!”
(-“What…!” ünlemleri ile beraber.)

Example (Örnek):
What a lovely day!
(Ne hoş bir gün!)
– in expressions describing frequency
(-sıklık açıklayan ifadeler.)

Example (Örnek):
Twice a month
(Ayda iki defa.)

We use “the”: 
(“The” nin kullanım şekilleri:)

– when we talk about something we’ve already mentioned
(-daha önce bahsettiğimiz bir şey hakkında konuşursak.)

Example (Örnek):
I saw a woman with a bicycle and the bicycle was red.
(Bisikletli bir kadın görmüştüm, ve bisiklet kırmızı renkliydi.)

– when there’s only one of something
(-bir şey tek ise.)

Example (Örnek):
The Eiffel Tower is in Paris.
(Eyfel Kulesi Paris’tedir.)
– when it’s clear what you’re referring to
(-neye atıfta bulunduğunuz belli ise.)

Example (Örnek):
He opened the window.
(Pencereyi açtı.)
– with places in a town
(-şehirdeki mekanlarla ile ilgili.)

Example (Örnek):
Let’s go to the theatre tonight.
(Bu geceye tiyatroya gidelim.) 

– with countries that are groups of islands or states
(- belli ada veya devletler grubundan olan ülkeler ile ilgili olarak.)

Example (Örnek):
I would like to visit the Philippines.
(Ben Filipinleri ziyaret etmek isterdim.)
– with superlatives
(-üstünlük belirten ifadeler ile.)

Example (Örnek):
It’s the most expensive room in the hotel.
(Otel’deki en pahalı oda.)

– with public places when we want to talk about the building.
(-bina hakkında konuşmak istediğimiz zaman kamuya açık yerler ile ilgili olarak.)

Example (Örnek):
Our house is directly opposite the hospital.
(Evimiz doğrudan hastanenin karşısında bulunuyor.)
We don’t use an article:
(Bir tanımlığı kullanmadığımız durumlar:)

– when we are speaking in general with plural and uncountable nouns
(-Genelde çoğul ve sayılamayan isimler kullanarak konuştuğumuz zaman.)

Example (Örnek):
Women are better drivers than men.
(Kadınlar erkeklerden daha iyi sürücülerdir.) 

– with most towns, cities, countries and continents
(-çoğu kasaba, şehir, ülke ve kıta ile ilgili olarak.)

Example (Örnek):
I am from Perth in Western Australia.
(Ben Batı Avustralya’daki Perth’denim.) 

– with some nouns (eg. home, work, school, church) after “at”, “to” or “from”
(-“at”, “to” yada “from” dan sonra bazı isimler (ör. home, work, school, church ile birlikte.)

Example (Örnek):
I’ll be at home at 9pm.
(Akşam 21:00’de evde olacağım.) 

– before meals, days and months
(-öğünler, günler ve aylardan önce.)

Example (Örnek):
I always have breakfast before I go to work.
(İşe gitmeden önce hep kahvaltı ederim.) 

– before “next”, “last + days”, “week”, etc.
(-“next”, “last” + “day”, “week”, vs. den önce.)

Example (Örnek):
I have exams next week.
(Gelecek hafta sınavlarım var.) 

– for some public places (school, hospital, university, college, prison, etc) when we talk about what they
are used for in general
(-genel olarak ne için kullanıldıkları hakkında konuştuğumuz zaman bazı kamuya açık yerler (okul, hastane,
üniversite, kolej, hapishane, vs gibi) ile birlikte.)

Example (Örnek):
He studies law at university.
(O üniversitede hukuk okuyor.)

INGILIZCE QUESTION TAGS – SORU EKLENTILERI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

A tag question is a statement followed by a mini-question. The whole sentence is a “tag question”, and the mini-question at the end is called a “question tag”.
(Bir eklenti sorusu bir mini-sorunun takip ettiği bir ifadedir.Tüm cümle bir “eklenti sorusudur”, ve sondaki mini-soruya “soru eklentisi” denir.)

We use tag questions at the end of statements to check that something is true.
(Eklenti sorularını ifadelerin sonunda, bir şeyin doğru olup olmadığını kontrol etmek için kullanırız.

They mean something like: “Am I right?” or “Do you agree?”. They are very common in English.
(“Am I right?” veya “Do you agree?” anlamına yakın gelirler. İngilizcede çok yaygındırlar.)

Examples (Örnekler):
– Your name’s Mary, isn’t it?
(-İsmin Mary, öyle değil mi?)

– They’re getting married in July, aren’t they?
(- Onlar Temmuz’da evleniyorlar, öyle değil mi?)

– You’d like to go to the theatre, wouldn’t you?
(-Tiyatroya gitmek istersin, öyle değil mi?)

– Fred sat his exams last week, didn’t he?
(- Fred sınavlarının geçen hafta olduğunu söylemişti, öyle değil mi?)

– It’s not going to rain this afternoon, is it?
(– Bu öğleden sonra yağmur yağmayacak, öyle değil mi?)

– You’ve been to London, haven’t you?
(- Sen Londra’da bulunmuştun, öyle değil mi?)

– She likes playing tennis, doesn’t she?
(- O tenis oynamayı seviyor, öyle değil mi?)

FORM (ŞEKİL):

Positive statements (Olumlu ifadeler)
Subject + (auxiliary) + main verb, auxiliary + not + personal pronoun
(Özne + (yardımcı) + asıl fiil, yardımcı + not + şahıs zamiri)

Example (Örnek):
Cathy (subject) has (aux) been (main verb) to Sydney, hasn’t (aux + not) she (pronoun)?
(Cathy (özne) Sydney’de bulunmuş (asıl fiil) , öyle değil mi (yardımcı + yok)?)

Negative statements (Olumsuz ifadeler)
Subject + (auxiliary) + not + main verb, auxiliary + personal pronoun
(Özne + (yardımcı) + not + asıl fiil, yardımcı + şahıs zamiri)

Example (Örnek):
Cathy (subject) hasn’t (aux + not) been (main verb) to Sydney, has (aux) she (pronoun)?
(Cathy (özne) Sydney’de bulunmamış (asıl fiil) , öyle değil mi (yardımcı + yok)?)

Notice that we often use tag questions to ask for information or help, starting with a negative statement. This is quite a friendly/polite way of making a request.

(Eklenti sorularını sıkça bilgi talep etmek veya yardım istemek amacı için, bir olumsuz ifade ile başlayarak kullandığımıza dikkat ediniz.Bu bir talepte bulunmak için oldukça dostça/kibar bir yoludur.)

For example, instead of saying “Where is the police station?” (not very polite), or “Do you know where the police station is?” (slightly more polite), we could say:

“You wouldn’t know where the police station is, would you?”

(Örneğin, ”Where is the police station?” (pek kibar bir ifade değil), yada “Do you know where the police station is?” (kısmen daha kibar bir ifade), diyebiliriz ki:)

(Polis karakolu nerede bilmiyorsunuz değil mi, yoksa biliyormusunuz?)
We can change the meaning of a tag question with the sound of our voice. With rising intonation, it sounds like a real question. But if our intonation falls, it sounds more like a statement that doesn’t require a real answer.
(Eklenti sorularının anlamını sesimizin tonu ile değiştirebiliriz.Yükselen vurgu ile, kulağa gerçek bir soru gibi gelir.Ama vurgumuzun azalması ile birlikte daha çok gerçek bir cevap gerektirmeyen bir ifade gibi anlaşılır.)

How do we answer a tag question? Often, we just say YES or NO. Sometimes we may repeat the tag and reverse it (…, do they? Yes, they do).
(Bir eklenti sorusuna nasıl cevap veririz? Çoğu zaman sadece EVET veya HAYIR deriz. Bazen eklentiyi tekrarlar ve tersine çeviririz (…do they?Yes, they do))

 

NB: Be very careful about answering tag questions. In some languages, an opposite system of answering is used, and non-native English speakers sometimes answer in the wrong way. This can lead to a lot of confusion!
(NOT: Eklenti sorularının cevaplandırılması konusunda çok dikkatli olun.Bazı dillerde, cevaplandırma konusunda tam tersi bir sistem kullanılmakta, ve ana dili İngilizce olmayanlar bazen ters şekilde cevap verebiliyorlar.Bu bir çok karışıklığa neden olabiliyor!)

In some languages, people answer a question like “It’s not raining, is it?” with “Yes” (meaning “Yes, I agree with you”). This is the wrong answer in English!In English we would reply to that question with “No” or “No, it isn’t” to agree that it isn’t raining.
(Bazı dillerde kişiler “Yağmur yağmıyor, öyle değil mi?” gibi bir soruyu “Evet” (“Evet senin ile aynı fikirdeyim” anlamında) ile cevaplandırırlar.Bu İngilizcede yanlış bir cevap şeklidir!İngilizcede bu soruya, yağmurun yağmadığı konusunda hemfikir olduğumuzu ifade etmek için, “No (Hayır)” veya “No, it isn’t (Hayır, değil)” ile cevap veririz.)

INGILIZCE SYNONYMS – EŞANLAMLILAR -TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Synonyms are different words which have the same meaning. We often use synonyms when we are speaking or writing so we don’t repeat words.

Eşanlamlılar aynı anlama gelen farklı kelimelerdir. Kelimeleri tekrarlamamak için, konuştuğumuz veya yazdığımız zaman sıkça eşanlamlılar kullanırız.

 

Examples: (Örnekler:)

choose —> pick (seçmek)

satisfied —> content (tatmin olmak)

lucky —> fortunate (şanslı olmak)

behave —> act (davranmak)

notice —> spot (dikkat etmek)

by chance —> accidentally (tesadüfen)

attitude —> approach (tutum)

sure —> certain (emin olmak)

deal with —> cope with (uğraşmak)

show —> reveal (göstermek)

concerned —> worried (endişeli olmak)

frightened —> scared (korkmak)

make a decision —> make up your mind (karar vermek)

try to do —> have a go at doing (denemek)

talk to someone —> chat to someone (birisi ile konuşmak)

nice —> pleasant (güzel)

enormous —> huge (devasa)

pleased —> glad (memnun olmak)

wonderful —> brilliant (harika)

terrible —> awful (korkunç)

 

NB: Many synonyms in English have small differences in meaning or use.
(NOT: İngilizcedeki bir çok eşanlamlının anlam veya kullanımda küçük farkları bulunmaktadır.)

Example (Örnek):
“Chat to someone” is more informal than “talk to someone”.
(“Birisiyle sohbet etmek”, “birisiyle konuşmak” tan daha az resmidir.)

INGILIZCE RELATIVE CLAUSES : DEFINING AND NON-DEFINING – İLGI TÜMCELERI: TANIMLAYICI VE TANIMLAMAYICI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Defining Relative Clauses (Tanımlayıcı İlgi Tümceleri) 

We use Defining Relative Clauses to give important information about a person, place or thing.
Tanımlayıcı ilgi tümcelerini, bir kişi, yer veya şey hakkında önemli bilgi vermek için kullanırız.

Relative Clause = relative pronoun + subject + verb
(İlgi tümcesi = bağ zamiri + özne + fiil)

Relative Pronouns: (Bağ Zamirleri: )

We use “who” or “that” for people.
(“Who” veya “that” kişiler için kullanılır.)

Example (Örnek):
I saw the woman who lives next door.
(Karşıda oturan kadına rastladım.)

We use “that” or “which” for things
(“That” veya “which” nesneler için kullanılır.)

Example (Örnek):
This is the dress that I bought for $5.
(Bu $5’a aldığım elbise.)

We use “where” for places where an activity takes place.
(“Where” bir etkinliğin olduğu yerler için kullanırız.)

Example (Örnek):
Perth is the city where I grew up.
(Perth büyüdüğüm şehirdir.)

We use “whose” for possessives.
(“Whose” sahipliği belirtmek için kullanılır.)

Example (Örnek):
Jason is the boy whose parents own the newsagent.
(Jason haber ajansı sahiplerinin oğludur.)

NB: In defining relative clauses, you can omit “who, which and that” when the verbs in the main clause and the relative clause have a different subject.
(NOT: Tanımlayıcı ilgi tümcelerinde, “who, which ve that”, fiil esas vaziyette ise ve ilgi tümcesinin farklı bir öznesi bulunuyor ise, atlanabilirler.)


Example (Örnek):
He’s the man that I met yesterday. —> He’s the man I met yesterday.
(O dün rastladığım adam)

Here the subject of the main clause is ‘he’ and the subject of the relative clause is ‘I’ so it’s not necessary to use ‘that’.(Burada ana cümlenin öznesi “he” ve ilgi tümcesinin öznesi “I” , böylece “that” kullanımı gerekmiyor.)

 

Non-Defining Relative Clauses (Tanımlamayıcı İlgi Tümceleri)

We use Non-defining Relative Clauses to give extra information about a person, place or thing. Sentences with non-defining relative clauses have meaning with or without the clause.
(Tanımlamayıcı İlgi Tümcelerini, bir kişi, yer veya şey hakkında ilave bilgi vermek için kullanırız.Tanımlamayıcı İlgi Tümceleri ile kurulan cümlelerin, tümce ile beraber veya onsuz anlamları bulunmaktadır.)

Example (Örnek):
This building, which was designed by Gaudi, is a tourist attraction in Barcelona.
(Gaudi tarafından tasarlanmış olunan bina, Barcelona’da bir turist atraksiyonudur.)

Also makes sense without the clause: This building is a tourist attraction in Barcelona.
(Tümce olmadan da anlamlıdır: Bu bina Barcelona’da bir turist atraksiyonudur.)

Non-defining relative clauses must be put between commas, you can never leave out the relative pronoun, and you cannot use that in place of who or which.

(Tanımlamayıcı ilgi tümceleri virgüller arasında bulunmalı.Hiç bir zaman bağ zamirini atlayamazsınız, ve  “who” veya “which” yerine “that” kullanamazsınız.)

Examples (Örnekler):
Alice Springs, where my mother grew up, is in the middle of Australia.
(Annemin büyüdüğü Alice Springs, Avustralya’nın ortasındadır.)

My friend, who plays the trumpet, is in a concert next week.
(Trompeti çalan arkadaşım, gelecek hafta bir konsere katılacak.)

The sandals, which cost 99 TL, come in black, brown or red.
(99 TL fiyatı bulunan sandaletler, siyah, kahverengi ve kırmızı reklerde sunuluyor.)

INGILIZCE CONDITIONALS WITH IMPERATIVES AND MODAL VERBS – EMIR KIPLI VE GEREKLILIK FIILLI ŞART KIPLERI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We can use modal verbs in the main clause of conditionals.
(Gereklilik fiillerini, şart kiplerinin ana cümlesinde kullanırız.)

Examples: (Örnekler:)
If you want to keep fit, you should join a gym.
(Formda kalmak istiyorsan, bir jimnastik salonuna yazılman lazım)

If you don’t feel better soon, you must see a doctor.
(Yakında kendini iyi hissetmemen durumunda, bir doktora görünmen gerekecek)

If you don’t clean your room, you can’t go to the party.
(Odanı toparlamazsan, partiye gidemezsin)

If I finish work late, I might get a taxi home.
(İşi geç bitirmem durumunda, eve taksi ile dönebilirim belki)

We can also use imperatives in the main clause of conditionals.
(Buyrum kiplerini aynı zamanda şart kiplerinin ana cümlelerindede kullanabiliriz.)

Examples: (Örnekler:)
If you see Donna, ask her to join us for dinner tonight.
(Donna’yı görürsen, ona bu akşam yemeğe gelip gelmemek istediğini sor)

If you are going to be late, give me a call.
(Geç kalman durumunda beni ara)

If you don’t understand the instructions, call the supplier.
(Talimatları anlamaman durumunda tedarikçiyi ara)


We can use “in case” to say we are prepared for something that might happen.

(“In case” bir şeyin olması durumuna karşı hazırlıklı olduğumuzu belirtmek için kullanırız.)

Example (Örnek):
I’ll take an umbrella in case it rains.
(Yağmur yağması durumunda yanıma bir şemsiye alacağım.)

NB: “In case” and “if” have different meanings.
(NOT: “In case” ve “If” in farklı anlamları bulunmaktadır.)

Example (Örnek):
I’ll put on some sunscreen in case it is sunny.
(Fazla güneşli olması durumunda biraz güneş kremi sürerim.)

In this sentence the person is definitely going to put on some sunscreen in preparation for a time in the future when it might be sunny.I’ll put on some sunscreen if it is sunny.In this sentence the person might put on some sunscreen, but only if it is sunny in the future.

(Bu cümlede kişi, gelecekteki bir günde havanın güneşli olması durumuna karşın, hazırlık olarak kesinlikle biraz güneş kremi kullanacaktır.Havanın güneşli olması durumunda biraz güneş kremi sürebilirim.Bu cümledeki kişinin, ancak gelecekte havanın güneşli olması durumunda, biraz güneş kremi kullanma ihtimali bulunmaktadır.)

INGILIZCE THIRD CONDITIONAL – ÜÇÜNCÜ ŞART KIPI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

The first conditional and second conditionals talk about the future. With the third conditional we talk about the past. We talk about a condition in the past that did not happen.There is no possibility for this condition.

Birinci ve ikinci şart kiplerinde gelecek hakkındaki olaylar konu edilir.Üçüncü şart kipinde gelecek hakkında konuşuruz.Geçmişte meydana gelmemiş bir durum hakkında konuşuruz.Bu koşulda bir ihtimal söz konusu değildir.

Example (Örnek):
Last week you bought a lottery ticket. But you did not win.
(Geçen hafta bir piyango bileti aldın.Ama bir şey kazanamadın.)

—> If I had won the lottery, I would have bought a house.
(—> Piyangoda kazanmış olsaydım, kendime bir ev alırdım.)

FORM: If + subject + Past Perfect, subject + would have + past participle.
(ŞEKİL: If + özne + Mişli Geçmiş Zaman, özne + would have + geçmiş zaman ortacı)

Notice that we are thinking about an impossible past condition. You did not win the lottery. So the condition was not true, and that particular condition can never be true because it is finished.

(İmkansız olan bir geçmiş koşul hakkında düşündüğümüze dikkat edin.Piyangoda kazanamadınız.Böylece koşul doğru değildi, ve söz konusu koşul hiçbir zaman gerçekleşemez, çünkü sona ermiş durumda.)

We use the past perfect tense to talk about the impossible past condition.
(İmkansız geçmiş koşul hakkında konuşmak için mişli geçmiş zaman kullanırız.)

We use “WOULD HAVE + past participle” to talk about the impossible past result. 
(İmkansız geçmiş sonuç hakkında konuşmak için “WOULD HAVE + geçmiş zaman” ortacı kullanırız.)

The important thing about the third conditional is that both the condition and result are impossible now.
(Üçüncü koşullu hakkında önemli olan husus, koşul ve sonucun artık imkansız olmasıdır.)

Sometimes, we use “SHOULD HAVE”, “COULD HAVE”, “MIGHT HAVE” instead of “WOULD HAVE”.
(Bazen,”WOULD HAVE” yerine “SHOULD HAVE”, “COULD HAVE”, “MIGHT HAVE” kullanırız.)

Examples (Örnekler):
If you had bought a lottery ticket, you might have won.
(Bir piyango bileti alsaydın, kazanabilme ihtimalin olabilirdi.)

If I hadn’t gone to London, I wouldn’t have met my boyfriend.
(Londra’ya gitmiş olmasaydım, erkek arkadaşıma rastlamış olmazdım)

If I had saved some money, I would have bought a house.
(Biraz para biriktirmiş olsaydım, bir ev almış olabilirdim)

If I had met Michael Jackson, I might have asked him how to moonwalk!
(Michael Jackson’la tanışmış olsaydım, ona moonwalk’ın nasıl yapıldığını sorardım!)

NB: The third conditional is the same for all subjects!
(NOT: Üçüncü koşullu tüm özneler için aynıdır!)

INGILIZCE ZERO CONDITIONAL – SIFIR ŞART KIPI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

The zero conditional talks about facts or things that are always true.

Sıfır şart kipi her zaman doğru olan olgu veya şeylerden bahseder.

FORM: If / When + subject + present simple, subject + present simple
(ŞEKİL: If / When + özne + geniş zaman, özne + geniş zaman)

Examples (Örnekler):
If you heat ice, it melts.
(Buzu ısıtırsan erir)

If water reaches 100 degrees, it boils.
(Su 100 derece ısıya ulaştığında kaynamaya başlar)

If you don’t exercise, you become unfit.
(Eksersiz yapmazsanız eğer, formsuz kalırsınız)

When I’m worried, I don’t sleep well.
(Kaygılı olduğum zaman iyi uyuyamam)

When I’m really tired, I can sleep anywhere.
(Gerçekten yorgun olduğum zamanlar, heryerde uyuyabilirim)

NB: “If” and “when” have the same meaning in the zero conditional.
(NOT: Sıfır şart kipinde “If” ve “when” in aynı anlamları vardır.)

INGILIZCE WISHES – DILEKLER – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We often use “I wish…” to talk about imaginary situations in the present. We usually use it to talk about the opposite of what is true or real. We use “WISH + past simple” to make wishes about states.

“I wish…” sıkça şimdiki zamandaki hayali durumlar için kullanılır.Genelde onu doğru ve gerçek olanın tersi hakkında konuşmak için kullanırız.“WISH + geniş zaman” durumlar hakkında dilekte bulunmak için kullanılır.

 

Examples (Örnekler):

Present (Simdiki Zaman):
I wish I spoke Turkish. —> I don’t speak Turkish 
(Türkçe konuşabilmeyi dilerdim. —> Türkçe konuşmayı bilmiyorum)

I wish I had a big car. —> I don’t have a big car
(Bir büyük arabamın olmasını dilerdim. —> Büyük bir arabam yok)

I wish I was on a beach. —> I’m in the office
(Bir plajda olmak isterdim. —> Ofisteyim)


Future (Gelecek Zaman):
I wish it was the weekend tomorrow. —> It’s only Thursday tomorrow
(Yarının hafta sonu olmasını dilerdim. —> Ancak yarın daha Perşembe)

We use WISH + past continuous to make wishes about activities happening now or in the future
(“WISH + sürekli geçmiş zaman” şimdi yada gelecekte olabilecek olan aktiviteler hakkında dileklerde bulunmak için kullanırız.) 

Example (Örnek):
I wish I was lying on a beach now. —> I’m sitting in the office
(Şu anda bir plajda uzanmış vaziyette olmak isterdim. —> Şu anda ofiste oturuyorum)

I wish it wasn’t raining. —> It is raining
(Yağmur yağmıyor olmasını dilerdim. —> Yağmur yağıyor)

I wish you weren’t leaving tomorrow. —> You are leaving tomorrow
(Yarın gitmemeni dilerdim. —> Yarın gidiyorsun)

We use WISH + COULD + infinitive to make wishes about abilities or possibilities.
(“WISH + COULD + mastar” beceriler veya olasılıklar hakkında dileklerde bulunmak için kullanırız)

Examples (Örnekler):
I wish I could come with you. —> I can’t
(Seninle gelmeyi dilerdim. —> Gelemiyorum)

I wish I could play the piano well. —> I can’t
(Piyanoyu iyi çalabilmeyi dilerdim. —> Bunu yapamıyorum)

I wish I could have 6 months holiday a year! —> I can’t!
(Yılda 6 ay tatil iznimin olmasını dilerdim! —> Bu söz konusu değil!)

We use wish + didn’t have to + infinitive to make wishes about obligations.
(“Wish + didn’t have to + mastar” yükümlülükler hakkında dileklerde bulunmak için kullanılır.)

Examples (Örnekler):
I wish I didn’t have to get up early every day. —> I do
(Her gün erken kalkmamayı dilerdim. —> Kalkmam gerekiyor)

I wish I didn’t have to stay home tonight. —> I do
(Bu gece evde kalmamayı dilerdim. —> Kalmam gerekiyor)

I wish I didn’t have to clean my room —> I do
(Odamı temizlememeyi dilerdim. —> Temizlemem gerekiyor)

To simply express that you want something to happen in the future we use”hope” not “wish”.
(Gelecekte bir şeyin olmasını istediğinizi ifade etmek için “hope” kullanırız, “wish” değil.)

Examples (Örnekler): -hope
I hope it’s sunny tomorrow.
(Umarım yarın güneşli olur.)

I hope she passes her exam next week.
(Umarım gelecek hafta sınavını geçer.)

I hope the plane doesn’t crash tomorrow.
(Umarım uçak yarın düşmez.)

Notice the difference between “I wish…” and “I hope”… in these sentences:
(Aşağıdaki cümlelerde “I wish” ve “I hope” farkına dikkat edin:)

I wish you were coming to my party. —> I know you’re not coming
(Benim partime gelmenizi dilerdim. —> Gelmeyeceğinizi biliyorum)

I hope you are coming to my party. —> I think you might come. It’s a possibility.
(Benim partime geleceğinizi ümit ederim. —> Sizin gelebileceğinizi düşübüyorum.Bu bir ihtimal)

NB: We can say “I wish I/he/she/it was…” or “I wish I/he/she/it were”…
(NOT: “I wish/he/she/it was”… yada “I wish I/he/she/it were” diyebiliriz.)

Example (Örnek):
I wish I was younger.= I wish I were younger 
(Daha genç olmayı dilerdim)

INGILIZCE REFLEXIVE PRONOUNS – DÖNÜŞLÜLÜK ZAMIRLERI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

FORM (ŞEKİL):

Object Pronoun – Reflexive Pronoun
Nesne zamiri – Dönüşlülük Zamiri

me – myself (beni – kendim)

you – yourself (sen – kendin)

him/her/it – himself / herself / itself (ona – kendisine)

us – ourselves ( bize – kendimize) 

you – yourselves (plural) (siz – kendileriniz (çoğul) )

them – themselves (onlara – kendilerine)

We use reflexive pronouns when the subject and object are the same.
(Dönüşlülük zamirlerini özne ve nesne aynı oldukları durumlarda kullanabiliriz.)

Example (Örnek):
I burnt myself on the stove this morning.
(Bu sabah kendimi sobada yaktım) 

You can help yourselves to pizza.
(Kendinize pizza servisi yapabilirsiniz)

He blames himself for the break up.
(Kendisini ayrılık konusunda suçluyor)

She should learn to look after herself.
(Kendi kendisine bakmasını öğrenmeli)

We use reflexive pronouns to emphasize the subject, meaning “that person or thing and nobody/nothing else”.
(Dönüşlülük zamirlerini nesneyi vurgulamak için kullanırız, yani “o kişi veya şey ve başka kimse/hiçbirşey” anlamında.

Examples (Örnekler) :
“Did someone paint your house?”
(Birisi evini mi boyadı?”)

“No, I painted it myself.
(“Hayır, ben kendim boyadım”.)

“He was planning to ask his wife to go, but in the end he went himself.
(“O gitmesi konusunda karısına sormayı planlıyordu, ama sonuçta kendisi gitti.))

We do NOT use reflexive pronouns after “feel”, “meet”, “concentrate” and “relax”, and we do NOT normally use them after “wash”, “shave” and “dress”, unless it is necessary to make it clear who does the action.

(“Feel”, “meet”, “concentrate” ve “relax” den sonra dönüşlülük zamirleri kullanılmaz, ve normalde onları “wash”, “shave” ve “dress” den sonra, kimin eylemi gerçekleştirdiğinin belirtilmesi gerekmedikçe, kullanmayız.)

Examples (Örnekler):
He finds it difficult to relax. 
(O dinlenmeyi zor buluyor.)

NOT He finds it difficult to relax himself.
(O kendisini dinlendirmeyi zor buluyor şeklinde DEĞİL)

 

George and I will meet on Sunday.
(George ve ben Pazar günü buluşacağız.)

NOT George and I will meet ourselves on Sunday.
(Georg ve ben kendimizi Pazar günü buluşturacağız şeklinde DEĞİL)

We can use “BY + reflexive pronoun” to mean alone.
(“BY + dönüşlülük zamirini” tek başına anlamında kullanabiliriz.)

Examples(Örnekler):
She likes to go on holiday by herself.
(O tatile tek başına gitmeyi seviyor.)

I enjoy working by myself.
(Kendi başıma çalışmaktan zevk alıyorum.)

NB: We can say “on my own”, “on your own, etc” instead of “by myself”, “by yourself, etc”.
(NOT: “By myself”, “by yourselfvs.” yerine “on my own”, “on your own, vs.” diyebiliriz.)

Example (Örnek):
I like going to the movies by myself/on my own.
(Sinemada film seyretmeye kendi başıma/tek gitmeyi seviyorum. )

INGILIZCE REPORTING VERBS – BILDIREN FIILLER – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We use a variety of verbs to report what people say.The grammar structure we use after them changes.
Kişilerin söylediğini bildirmek için bir dizi fiil kullanırız.Onların takibindeki gramer yapısı değişiklik gösterir.

“invite”/ “remind”/ “warn” + object + infinitive with to
(“invite”/ “remind”/ “warn” + obje + to ile mastar)

Example (Örnek):
He invited me to go to a party.
(O beni bir partiye gitmeye davet etti.)

I reminded her to bring her ID.
(Ona kimlik kartını getirmesini hatırlattım.)

She warned him not to drive too fast.
(O onu çok hızlı sürmemesi konusunda uyardı.)

 

“offer”/ “refuse”/ “promise”/ “agree”/ “threaten” + infinitive with to
(“offer”/ “refuse”/ “promise”/ “agree”/ “threaten” + to ile mastar)

Example (Örnek):
Tim offered to give me a lift home.
(Tim beni eve götürmeyi teklif etti.)

She refused to accept any help.
(O herhangi bir yardım almayı reddetti.)

He promised to keep the secret.
(O sırrı tutacağı konusunda söz verdi.)

I agreed to do extra shifts at work this week.
(Bu hafta işte ilave vardiyalar çalışmayı kabul ettim.)

He threatened to kill her if she told anyone.
(Birisine söylerse onu öldürmekle tehdit etti.)

“admit”/ “suggest” + verb + ing
(“admit”/ “suggest” + fiil + ing)

Example (Örnek):
Jo admitted breaking the vase.
(Jo vazoyu kırdığını itiraf etti.)

Emily suggested buying a new one.
(Emily yeni bir tane alınmasını önerdi.)


NB
: We don’t have to report all the words people say. It’s more important to report the main idea.
(NOT: Kişilerin söylediği her kelimeyi bildirmemiz gerekmiyor.Ana fikri bildirmek daha önemlidir.)

Example (Örnek):
“Don’t forget to lock the door.” —> She reminded them to lock the door.
(“Kapıyı kilitlemeyi unutma.” —> Onlara kapıyı kilitlemelerini hatırlattı.)

Some reporting verbs have more than one verb pattern. After “promise”, “agree”, “admit” and “suggest” we can use “THAT + clause”.

(Bazı bildiren fiillerin birden fazla kalıpları vardır. “Promise”, “agree”, “admit” ve “suggest” ten sonra “THAT + cümle” kullanabiliriz.)

Example (Örnek):
James admitted being in love with her. / James admitted that he was in love with her.
(James ona aşık oldugunu itiraf etti. / James ona aşık olduğunu itiraf etti.)

INGILIZCE FUTURE : WILL / BE GOING TO / PRESENT CONTINUOUS – GELECEK: ARZU ETMEK / GITMEK / ŞIMDIKI ZAMAN – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Talking about the future in English can be confusing!
We use “will”, “shall”, “be going to” and “the Present Continuous” for different reasons when we talk about the future.

Will / Shall + infinitive

We use “will”, “shall” for:

-instant decisions at the time of speaking.

Example:
I’ll have the steak.

– promises

Example:
I won’t tell anybody your secret

– offers

Example:
I’ll pick you up at seven.

– predictions (without present evidence)

Example:
You’ll never come back to live here.

 suggestions

Example:
Shall we see a movie tonight?

NB: Use shall (NOT will) with “I” and “we” for offers and suggestions when they are questions.

We also use “will” for future facts.

Example:
I’ll be forty this year!

Be going to + infinitive

We use going to for:
 planned actions that we have already decided to do before the time of speaking.

Examples:
We’re going to get married next year.

I’m going to play football on Saturday.

– predictions based on present evidence.

Examples:
Look at those black clouds! It’s going to rain.

We’ve missed the train! We’re going to be late.

 

NB: With the word go you can leave out the infinitive.

Example:
I’m going to go to Switzerland. —> I’m going to Switzerland.

Present Continuous

We can use “going to” or “Present Continuous” for future plans.

– “going to” shows you have made a decision.

Example:
We’re going to get married in the spring.

– “Present Continuous” emphasizes that you have made the arrangements.

Example:
We’re getting married on May 5th.


NB:
 We usually use Present Continuous when we have made an arrangement with another person. They are the kind of arrangements you would write in a diary.

Examples:
I’m seeing the doctor at 2pm tomorrow. ( I have an appointment)

I’m meeting Anna for breakfast on Saturday. ( I ‘ve made an arrangement with Anna)

NB: We can always use “going to” instead of “Present Continuous”.

INGILIZCE REPORTED SPEECH – DOLAYLI ANLATIM – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We use reported speech to tell someone what another person said.
Dolaylı anlatımı bir kişiye başka bir kişinin söylediğini anlatmak için kullanırız.

Examples (Örnekler):

Jim says to you… (Jim sana diyor…):

I don’t feel well.
(Kendimi iyi hissetmiyorum.)

I can’t drive.
(Araba kullanmasını bilmiyorum.)

My parents have gone on holiday.
(Ebeveynlerim tatile gittiler.)

I’m going out now so you will have to wait until I get back.
(Ben şimdi dışarı çıkıyorım, bundan dolayı ben geri donene kadar beklemen gerekecek.)

 

You tell your friend what Jim said… (Siz arkadaşınıza Jim’in söylediklerini anlatıyorsunuz…):

Jim said (that) he didn’t feel well.
(Jim kendisinin iyi hissetmediğini söyledi.)

He said (that) he couldn’t drive.
(Kendisinin araba kullanmasını bilmediğini söyledi.)

He said (that) his parents had gone on holiday.
(Ebevenlerinin tatile gittiklerini söyledi.)

He said (that) he was going out now so I would have to wait until he got back.
(O şimdi dışarı çıkacağını ve bundan dolayı o gelene kadar beklemem gerektiğini söyledi.)

 

In reported speech, we usually report what was said at a different time, and so we change the tense to reflect the time which we are reporting.

(Dolaylı anlatımda, genelde başka bir zamanda söylenen şeyleri anlatırız, böylece anlattığımız olayın geçtiği zamanı yansıtan fiil zaman kipini değiştiririz.)

DIRECT SPEECH: “I’m not playing football.”
(DOLAYSIZ ANLATIM: “Ben futbol oynamıyorum.”)

REPORTED LATER: He said that he wasn’t playing football.
(SONRADAN ANLATIM: O futbol oynamış olmadığını söyledi.)

Look at the change in tense from direct speech to reported speech in these examples:
(Aşağıda verilen örneklerde dolaysız anlatımdan dolaylı anlatıma geçişteki fiil zaman kipindeki değişikliğe bakın:)

Present Simple —> Past Simple
(Geniş Zaman —> Di’li Geçmiş Zaman)

Example (Örnek):
“I want to work abroad.” —> He said he wanted to work abroad.
(“Ben yurt dışında çalışmak istiyorum.” —> O yurt dışında çalışmak istediğini söyledi.)


Present Continuous —> Past Continuous
(Şimdiki Zaman —> Şimdiki Zamanın Hikayesi)

Example (Örnek):
“I’m teaching English in Istanbul.” —> She said she was teaching English in Istanbul.
(“İstanbul’da ingilizce öğretiyorum.” —> O İstanbul’da ingilizce öğrettiğini söyledi.)


Past Simple —> Past Perfect
(Di’li Geçmiş Zaman —> Miş’li Geçmiş Zaman)

Example (Örnek):
“I met a girl.” —> He said that he had met a girl.
(“Ben bir kız ile tanıştım.” —> O bir kız ile tanışmış olduğunu söyledi.)
Present Perfect —> Past Perfect
(Yakın Geçmiş Zaman —> Miş’li Geçmiş Zaman)

Example (Örnek):
“I’ve been to Australia.” —> She said she had been to Australia.
(“Ben Avustralya’ya gittim.” —> O Avustralya’ya gitmiş olduğunu söyledi.)
Will —> Would
(Olacak —> Olacaktı)

Example (Örnek):
“I’ll be back in May.” —> She said she would be back in May.
(“Ben Mayısta geri döneceğim.” —> O Mayısta geri dönmüş olabileceğini söyledi.)
Can —> Could
(Etmek —> Edebilmek)

“I can help you.” —> He said that he could help me.
(“Ben sana yardım edebilirim.” —> O bana yardım edebileceğini söyledi.)


Be going to —> Was/Were going to 

(Gitmek üzereyim —> O/Onlar gidiyordu)

Example (Örnek):
“I’m going to start a business.” —> He told me he was going to start a business.
(“Ben bir iş kuracağım.” —> O bana bir iş kuracağını söyledi.)
Must —> Had to 

(Zorunda Olmak —> Gerekiyordu)

Example (Örnek):
“You must finish this report by tomorrow.” —> She told me I had to finish the report by the next day.
(“Yarına kadar bu raporu bitirmiş olman gerekiyor.” —> O bana raporu ertesi güne kadar bitirmek zorunda olduğumu söylemişti.)

We use “said” or “told” in reported speech but they are used differently.
(Dolaylı anlatımda “said” yada “told” kullanırız.Ancak onlar farklı kullanılır.)

-You can’t use “said” with an object or pronoun.
(-“Said” bir tümleç veya bir adıl ile kullanamazsınız.)Example (Örnek):
He said that he loved her. NOT He said her that he loved her.
(O, onu sevdiğini söyledi.Ama “o ona onu sevdiğini söyledi” şekli KULLANILMAZ.)

-You must use “told” with an object. 
(- “Told” kelimesini bir tümleç ile beraber kullanmalısınız.)

Example (Örnek):
He told her that he loved her. NOT He told that he loved her.
(O, onu sevdiğini söyledi ona.Ama “onu sevdiğini söyledi” şekli KULLANILMAZ.)

NB: “that” is optional after “say” and “tell”
(NOT: “That”, “say” ve “tell” den sonra opsiyoneldir.)

 

Sometimes we need to change the pronoun.
(Bazı durumlarda adıl’ı değiştirmemiz gerekiyor.)

DIRECT SPEECH: Jim: “I don’t like living here.” (Jim is referring to himself)
(DOLAYSIZ ANLATIM: Jim: “Burada yaşamayı sevmiyorum.” (Jim kendisinden bahsediyor.))

REPORTED SPEECH: Jim said (that) he didn’t like living here. (the pronoun “he” refers to Jim)
(DOLAYLI ANLATIM: Jim burada yaşamayı sevmediğini söyledi. ( “He” adılı Jim’e atıfta bulunuyor. ))

We may also need to change other words about place and time.
(Aynı zamanda yer ve zaman hakkındaki başka kelimeleride değiştirmemiz gerekebilir.)

DIRECT SPEECH: “I like this car.”
(DOLAYSIZ ANLATIM: “Bu arabayı beğeniyorum.”)

REPORTED SPEECH: He said (that) he liked the car.
(DOLAYLI ANLATIM: O bu arabayı beğendiğini söyledi.)

DIRECT SPEECH: “I went to Tokyo last week.”
(DOLAYSIZ ANLATIM: “Ben geçen hafta Tokyo’ya gittim.”)

REPORTED SPEECH: She said (that) she’d been to Tokyo the week before.
(DOLAYLI ANLATIM: O geçen hafta Tokyo’da bulunduğunu söyledi.)

 

If we report something which is still true, it is not necessary to change the verb.
(Halen geçerli olan bir şeyi aktarıyorsak, o zaman fiili değiştirmeye gerek yoktur.)

DIRECT SPEECH: “My car is bigger than yours.”
(DOLAYSIZ ANLATIM: “Benim arabam seninkinden daha büyük.”)

REPORTED SPEECH: He said his car is / was bigger than mine.
(DOLAYLI ANLATIM: O bana onun arabasının şu anda / bir zamanlar benimkinden daha büyük olduğunu söyledi.)

 

When we are reporting past tenses, and we see the events from the same viewpoint as the original speaker, it is not necessary to change the tense.
(Geçmiş zamandan bahsediyorsak eğer, ve olayları orijinal anlatıcının bakış açısından görüyorsak, bu durumda fiil zaman kipini değiştirmeye gerek yoktur.)

DIRECT SPEECH: “The earthquake happened at half past seven.”
(DOLAYSIZ ANLATIM: “Deprem yedi buçukta meydana geldi.”)

REPORTED SPEECH: The radio said that the earthquake happened at half past seven.
(DOLAYLI ANLATIM: Radyoda depremin yedi buçukta meydana geldiği söylendi.)

Modal verbs “could”, “might”, “would”, “should”, “ought”, “had better” usually do not change in reported speech.
(“Could”, “might”, “would”, “should”, “ought”, “had better” yardımcı fiilleri, dolaylı anlatımda genellikle değişmiyorlar.)

DIRECT SPEECH: “I should go to the dentist.”
(DOLAYSIZ ANLATIM: “Diş hekimine gitmem gerekiyor.”)

REPORTED SPEECH: He said that he should go to the dentist.
(DOLAYLI ANLATIM: O diş hekimine gitmesi gerektiğini söyledi.)


When we are reporting questions, the subject comes before the verb. We DON’T use “do/did”.
(Dolaylı anlatımda sorular sorduğumuzda, özne fiilden önce gelir.“Do/did” KULLANMAYIZ.)

DIRECT SPEECH: “Where are you going?”
(DOLAYSIZ ANLATIM: “Nereye gidiyorsun?”)

REPORTED SPEECH: He asked me where I was going.
(DOLAYLI ANLATIM: O bana nereye gittiğimi sordu.)

DIRECT SPEECH: “Why is he shouting?”
(DOLAYSIZ ANLATIM: “O neden bağırıyor?”)

REPORTED SPEECH: He asked me why he was shouting.
(DOLAYLI ANLATIM: O bana onun neden bağırdığını sordu.)

DIRECT SPEECH: “What do you want?”
(DOLAYSIZ ANLATIM: “Sen ne istiyorsun?”)

REPORTED SPEECH: She asked me what he wanted. NOT She asked me what did he want.
(DOLAYSIZ ANLATIMA: O bana onun ne istediğini sordu.”O bana ne istedi o diye sordu” şeklinde KULLANILMAZ)

If the question begins with “do”, “can etc”. add “IF”.
(Soru “do”, “can, vb” ile başlıyorsa, “if” eklenir.)

INGILIZCE PRESENT PERFECT CONTINUOUS – DEVAM EDEN YAKIN GEÇMIŞ ZAMAN – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

FORM: “has/have” + “been” + verb + ing
(ŞEKİL: “has/have” + “been” + fiil + ing)

USE 1: Duration from the past until now 
(KULLANIM 1: Geçmişten şimdiye kadar geçen süre)

We use the Present Perfect Continuous to show that something started in the past and has continued up until now.
“For ten minutes,” “for three months,” and “since Saturday” are all durations which can be used with the Present Perfect Continuous.
(Devam eden Yakın Geçmiş Zamanı, bir şeyin geçmişte başlayıp şimdiye kadar devam ettiğini göstermek için kullanırız.”For ten minutes”, “for three months”, ve “since Saturday” hepsi Devam eden Yakın Geçmiş Zaman ile beraber kullanılabilir sürelerdir.)


Examples (Örnekler):
They have been playing cards for the last hour.
(Son bir saatten beri kart oynuyorlar.)

She has been working at that bank for three years.
(O üç seneden beri bankada çalışıyor.)

What have you been doing for the last 20 minutes?
(Son 20 dakikadadır ne yapıyorsun?)

Brooke has been learning ballet since she was six.
(Brooke altı yaşından beri bale öğreniyor.)

We have been waiting here for over four hours!
(Burada dört saatten fazla bekliyoruz!)

Why has Nancy not been going to school for the last three days?
(Nancy neden son üç gündür okula gitmiyor?)


USE 2: “Recently”, “Lately”
(KULLANIM 2: “Geçenlerde”, “Son Zamanlarda”)

You can also use the Present Perfect Continuous WITHOUT a duration time. Without the duration, the tense has a more general meaning of “lately.” We often use the words “lately” or “recently” to emphasize this meaning.
(Devam eden Yakın Geçmiş Zamanı aynı zamanda bir süre zamanı OLMADAN da kullanabilirsiniz.Süre olmadan zamanın daha genel olarak “son zamanlarda” anlamı oluşur.Sıkça olarak “lately” veya “recently” kelimelerini bu anlamı vurgulamak için kullanırız.)

Examples (Örnekler):
Recently, I have been feeling really depressed.
(Son zamanlarda gerçekten bunalımda hissediyorum kendimi.)

She has been drinking too much lately.
(Son zamanlarda çok içki içti.)

Have you been exercising lately?
(Son zamanlarda hiç eksersiz yaptın mı?)

Phoebe has been feeling tired.
(Phoebe kendini yorgun hissediyor.)

Sarah has not been practicing her Turkish.
(Sarah Türkçe’si ile ilgili pratik yapmadı.)

What have you been doing?
(Sen ne yaptın son zamanlarda?)

NB: We often use the Present Perfect Continuous with verbs that talk about longer activities such as “learn”, “rain”, “try”, “play”, “work”, “read”, “wait, etc”.
(NOT: Devam eden Yakın Geçmiş Zaman sık olarak “learn”, “rain”, “try”, “play”, “work”, “read”, “wait, vs.” gibi uzun aktivitelerden bahseden fiiller ile birlikte kullanırız.)

Examples (Örnekler):
It has been raining all afternoon.
(Tüm öğleden sonra boyunca yağmur yağdı.)

We don’t usually use the Present Perfect Continuous with verbs that talk about short actions such as “start”, “find”, “lose”, “break”, “buy”, “stop, etc”.Then we use Present Perfect Simple.
(Devam eden Yakın Geçmiş Zamanı genel olarak start, find, lose,break, buy,stop, vs. gibi kısa eylemlerden bahseden fiiller ile birlikte kullanmayız.O durumda Yalın Yakın Geçmiş Zaman kullanırız.)

Examples (Örnekler):
I’ve started a course. NOT I’ve been starting a course.
(Ben bir kursa başladım.Ben bir kursa başlamak üzereyim DEĞİL.)

INGILIZCE WAS / WERE GOING TO, WAS / WERE SUPPOSED TO – İDI /ORAYA GIDIYORLARDI, İDI / GEREKIYORDU – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We use “was”, “were”, “going to” to talk about plans we made in the past which didn’t happen, or won’t happen in the future.

“Was”, “were”, “going to” geçmişte yaptığımız ve gerçekleşmemiş, veya gelecekte gerçekleşmeyecek olan planlar hakkında konuştuğumuz zaman kullanırız. 

Examples (Örnekler):
I was going to visit my aunt when I went to England, but she had gone to Spain for the summer. (So I didn’t visit her) (İngiltere’ye gittiğimde teyzemi ziyaret edecektim, ancak o yaz boyu için İspanya’ya gitmişti. (Bu yüzden onu ziyaret etmedim)) 

We were going to move to Thailand next year, but we were offered better jobs here. (So we didn’t go)
(Gelecek sene Thailand’a taşınacaktık, ancak bize burada daha iyi işler teklif ettiler. (Böylece gitmedik))

We use “was”, “were”, “supposed to” to talk about things we agreed to do, or other people expected us to do, but we didn’t do.
(“Was / were supposed to” yapacağımız konusunda anlaşmaya vardığımız, veya başka kişilerin bizden yapılmasını beklediği, ancak yapmadığımız şeyler için kullanılır.)

Examples (Örnekler):
I was supposed to book the restaurant for tonight, but I forgot. ( I agreed to do it, but I forgot)
(Bu gece için lokantada rezervasyon yapmam gerekiyordu, ancak unuttum. (Yapacağımı söylemiştim, ancak unuttum))

David was supposed to take the boys to football training tonight, but he had to work late. ( David was expected to take them, but he couldn’t)
(David’in oğullarını bu akşam futbol antremanına götürmesi gerekiyordu, ancak geç saate kadar çalışması gerekiyordu. (David’in onları götürmesi bekleniyordu, ancak bunu yapamadı))


NB:
 After was/were going to and was/were supposed to we use the infinitive.We often use this form to apologise for not doing something and give a reason why.
(NOT: “Was”, “were” , “going to” ve “was”,”were” , “supposed to” den sonra mastar kullanırız.Bu şekli sıkça bir şeyin yerine getirilmemesinden dolayı özür dilemek ve bunun için bir sebep göstermek amacı için kullanırız.)

Examples (Örnekler):
Sorry, I was going to phone you, but my mobile battery died.
(Pardon, seni arayacaktım, ancak cep telefonu şarjım bitti.)

Sorry, I was supposed to buy some bread on the way home, but the bakery had closed.
(Pardon, eve gelirken ekmek almam gerekiyordu, ancak fırın kapanmıştı.)

INGILIZCE PHARASAL VERBS – ÖBEKSI FIILLER – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

A phrasal verb consists of a verb and a preposition or adverb that modifies or changes the meaning; “give up” is a phrasal verb that means “stop doing” something, which is very different from “give”. The word or words that modify a verb in this manner can also go under the name particle.

(Bir öbek fiili, anlamı modifiye eden veya değiştiren bir fiil ve edat veya zarfdan meydana gelir; “give up” bir şeyi “yapmayı durdurmak” anlamına gelen bir öbeksi fiildir, ve “give” den çok farklıdır.Bu anlamda bir fiili modifiye eden bir kelime yada kelimeler partikül adı altında da toparlanabilirler.)

Phrasal verbs can be divided into groups
(Öbeksi fiiller gruplara ayrılabilirler) :

Intransitive verbs or type 1 verbs
(Geçişsiz fiiller veya tip 1 fiiller)

– don’t take an object
(-bir tümleç almazlar)

Example (Örnek):
They had an argument, and they’ve split up now.
(Bir tartışmaları oldu, ve şimdi ayrıldılar.)

Inseparable verbs or type 2 verbs
(Ayrılmaz fiiller veya tip 2 fiiller)

– always have an object
(-daima bir tümleçleri bulunur)

– the object must come after the phrasal verb
(-tümleç öbek fiilinden sonra gelmeli)

Example (Örnek):
They are looking after their grandchildren.
(Onlar torunlarına bakıyorlar.)

Separable verbs or type 3 verbs
(Ayrılabilir fiiller veya tip 3 fiiller)

– always have an object
(-daima bir tümleçleri bulunur)

– if the object is a noun, you can put it in the middle or after the phrasal verb.
(-eğer tümleç bir isim ise, ortasına veya sonrasına öbeksi fiili yerleştirebilirsiniz.)

Example (Örnek):
I looked up the information up.
(Bilgiyi gözden geçirdim.)

– if the object is a pronoun, you must put it in the middle of the phrasal verb.
(-tümleç bir zamir ise, onu öbeksi fiilin ortasına yerleştirmelisiniz.)

Example (Örnek):
“I looked it up”. NOT “I looked up it”.
(“I looked it up”. “I looked up it” şeklinde DEĞİL)


Multi-word verbs or type 4 verbs

(Çoklu-kelime fiilleri veya tip 4 fiileri)

– have three words and always have an object.
(-üç kelimeleri bulunur ve daima bir tümleçleri bulunur.)

– the object is always after the phrasal verb.
(-tümleç daima öbeksi fiilden sonradır.)

Examples (Örnekler):
I tried to get out of doing the dishes.
(Bulaşık yıkamaktan kaçmaya çalıştım.)

I tried to get out of it.
(O şeyden kurtulmaya çalıştım.)

 

NB: Some type 1 phrasal verbs can become type 4 phrasal verbs by adding a preposition.
(NOT: Bazı tip 1 öbek fiilleri, bir edat eklenerek tip 4 öbek fiillerine dönüştürülebilirler.)

Example (Örnek):
fall out —> fall out with
(bozuşmak —> onunla bozuşmak)

split up —> split up with
(ayrılmak —> onunla ayrılmak)

INGILIZCE LINKERS – BAĞLAYICILAR – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We use linkers or connecting words to join two clauses or sentences together, or just to connect ideas.
(Bağlayıcıları veya bağlayıcı kelimeleri tümceler veya cümleleri birbirleriyle birleştirmek, veya sadece fikirleri birbirleriyle bağlamak için kullanırız.)

Although” and “even though” contrast two clauses in the same sentence and are followed by a clause.They can go at the beginning or the middle of a sentence.
(“Although” ve “even though” aynı cümlede iki tümceyi tezat oluşturacak şekilde karşı karşıya getirirler ve bir tümce tarafından takip edilirler. Bir cümlenin başında veya ortasında yer alabilirler.)

Example (Örnek):
Although/ Even though Tom was very rich, he was lonely and depressed.
(Tom çok zengin olmasına rağmen, yalnız ve depresifti.)

Tom was lonely and depressed, although/even though he was very rich.
(Tom yalnız ve depresiftii, çok zengin olmasına rağmen.)

 

Despite” and “in spite of” contrast two clauses in the same sentence and are followed by a noun or gerund.They can go at the beginning or middle of a sentence.
(“Despite” ve “in spite of” aynı cümlede iki tümceyi tezat oluşturacak şekilde karşı karşıya getirirler ve bir isim veya ulaç tarafından takip edilirler. Bir cümlenin başında veya ortasında yer alabilirler.)

Example (Örnek):
Despite/ In spite of being too young, he was allowed into the club.
(Yaşının daha küçük olmasına rağmen, kulübe girmesine izin verildi.)

He was allowed into the club despite/ in spite of being too young.
(Kulübe girmesine izin verildi, yaşının daha küçük olmasına rağmen.)

 

However” contrasts two sentences and usually goes at the beginning of a sentence.
(“However” iki cümleyi tezat oluşturacak şekilde karşı karşıya getirirler ve bir cümlenin başında yer alırlar)

Example (Örnek):
As a teenager he spent his time playing computer games. However, now he has a well-paid job in a gaming company.
(Bir ergen olarak vaktini bilgisayar oyunları oynayarak geçiriyordu. Ancak şimdi oyun üreten bir şirkette iyi maaşlı bir işi var.)

We can use “whereas” to compare and contrast two facts or opinions and we use it at the beginning or the middle of a sentence.
(“Whereas” iki olgu veya fikri karşılaştırmak ve tezat oluşturacak şekilde karşı karşıya getirmek için kullanabiliriz, ve bir cümlenin başında veya ortasında kullanırız.)

Example (Örnek):
Women tend to talk on a broad range of subjects, whereas men seem to stick to the subjects of work, sport and women.
(Kadınlar geniş bir dizi konu üzerinde konuşmaya meğilliler, buna karşın erkekler iş, spor ve kadınlar konularına bağlı kalıyorlar gibi görünüyor.)

We can use “on the other hand” to introduce an opposite point of view and we use it at the beginning of a sentence.
(“On the other hand” karşı bir görüş açısını sunmak için kullanabiliriz, ve onu bir cümlenin başında kullanırız.)

Example (Örnek):
New technology makes our lives easier. On the other hand, it can be difficult to learn to use.
(Yeni teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor. Diğer tarafta, kullanmayı öğrenmek zor olabiliyor.)

INGILIZCE MODAL VERBS FOR OBLIGATION, DEDUCTION, ABILITY AND POSSIBILITY – YÜKÜMLÜLÜK, KESINTI, YETENEK – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Obligation / Necessity: must / have to + infinitive
(Yükümlülük / Gereklilik: must / have to + mastar)

Must” and “Have to” have very similar meanings. Have to is more common for general, external obligations such as rules or laws.
(“Must” ve “Have To” nun anlamları birbirine çok yakındır.”Have to” kurallar ve yasalar gibi genel, harici yükümlülükler için kullanılır.)


Examples (Örnekler): 
 
You have to wear a seatbelt in a car. (It’s the law)
(Arabada kemer takman gerekir. (Bu kanunen zorunludur))

I have to go to a meeting tomorrow. (My boss says so)
Yarın bir toplantıya gitmem gerekiyor. (Patronum öyle diyor))

I had to wear a uniform when I went to school. (It was the rule)
(Okula gittiğim zaman forma giymem gerekiyordu. (Bu kuraldı))



“Must” is more common for specific or personal obligations.
(“Must” daha yaygın olarak belirli veya kişisel yükümlülükler bağlamında kullanılırlar.)

Examples (Örnekler):
I must buy a new shirt for my interview. (It’s my own decision)
(Görüşmem için yeni bir gömlek satın almam gerekiyor. (Benim kendi kararım))

You must be on time for the test tomorrow. (Particular occasion)
(Yarınki test için vakitli olman gerekiyor. (Belirli vesile))


NB:
 “Have to” is a normal verb and exists in all tenses whereas “must” is a modal verb and its only forms are”must” and “mustn’t”.
(NOT: “Have to” normal bir fiildir ve tüm zamanlarda mevcut.Buna karşılık “must” bir gereklilik fiilidir ve tek şekilleri “must ve mustn’t” dır.)

You can also use “have to” and “must” for strong recommendations.
(“Have to” ve “must” kuvvetli tavsiyelerde bulunmak içinde kullanılabilir.)

Examples (Örnekler):
You must go to Barcelona – it’s amazing!
(Barcelona’ya gitmelisin – harika bir yer!)

You have to visit the Blue Mosque while you’re in Istanbul.
(Istanbul’dayken Mavi Camii’yi (Sultanahmet) ziyaret etmen gerekir.)

No obligation / necessity: don’t have to + infinitive. 
(Yükümlülük / gereklilik bulunmadığı durumlarda: don’t have to + mastar)

Don’t have to” means you can if you want to but it’s not necessary.
(“Don’t have to” istersen yapabilirsin ama bu bir gereklilik değil anlamına gelir.)

Examples (Örnekler):
You don’t have to go swimming if you don’t want to.
(İstemiyorsan yüzmeye gitmen gerekmiyor.)

You don’t have to pay for parking here. It’s free.
(Burada park etmek için ödemede bulunman gerekmiyor.Bu bedava.)

 

Prohibition: mustn’t + infinitive 
(Yasaklama: mustn’t + mastar)

Mustn’t” is completely different to “don’t have to“. You can often use “can’t” or “be + not allowed to” instead of “mustn’t”.
(“Mustn’t” “don’t have to” ya göre tamamiyle farklıdır.Sık olarak “mustn’t” yerine “can’t” veya “be + not allowed to” kullanabilirsiniz.)

Examples (Örnekler):
You mustn’t drive down this street. It’s one-way. (It’s against the law)
(Bu caddeyi bu yönde kullanmamalısın.Tek yön. (Bu yasaya karşı))

You mustn’t smoke here. You can’t smoke here. You’re not allowed to smoke here. (It’s prohibited)
(Burada sigara içmemen gerekir.Burada sigara içemezsin.Burada sigara içmeye iznin yok. (Bu yasaktır))

Deduction: must/ may/ might/ can’t + infinitive
(Kesinti: must/ may/ might/ can’t + mastar)

Use “must” when you are sure something is true.
(Bir şeyin doğru olduğuna eminseniz “must” kullanın.)
Examples (Örnekler):
He has a big apartment in the city, a holiday house in Spain and he drives a Porsche. He must be rich!
(Onun şehirde büyük bir apartmanı, İspanya’da bir tatil evi var ve bir Porsche kullanıyor.O zengin olmalı!)

They must be out. There aren’t any lights on.
(Dışarıda olmalılar.Işıklar yanmıyor.)

Use “may” or “might” when you think something is possibly true.
(Bir şeyin doğru olabileciği ihtimaline inanıyorsanız “may veya might” kullanın.)

Examples (Örnekler):
He hasn’t arrived yet. He might be lost.
(O daha ulaşmadı.Kaybolmuş olabilir.)

She hasn’t called me. She may not have my number.
(Kendisi beni aramadı.Onda benim numaram bulunmuyor olabilir.)

Use “can’t” when you are sure something is impossible.
(Bir şeyin olmasının imkansız olduğunua eminseniz “can’t” kullanın.)

Examples (Örnekler):
He can’t be ill. I saw him playing tennis this afternoon.
(Hasta olamaz.Onu bu öğleden sonra tenis oynarken gördüm.)

She can’t be English. She has a foreign accent.
(O İngiliz olamaz.Onun yabancı bir aksanı var.)

NB: In this context, the opposite of must is can’t NOT mustn’t!
(NOT: Bu bağlamda, “must” ın tersi “can’t” dir.”Mustn’t” DEĞİL!)

Ability and Possibility: can/could/be able to + ınfinitive.
(Yetenek ve Olasılık:  can/could/be able to + mastar.)

Can” is a modal verb and only has a present, past and conditional form. It can also be used with a future meaning.

(“Can” bir gereklilik fiilidir ve sadece bir şimdiki zaman, geçmiş ve şartlı şekli bulunmaktadır.Ayrıca gelecek zamanı kasteden bir anlamda kullanılabilir.)
Examples (Örnekler):
I can play the piano very well.
(Piyanoyu çok iyi çalabiliyorum.)

He could dance when he was young.
(Gençken dans edebiliyordu.)

Alice can’t come tonight. She has a migraine.
(Alice bu gece gelemiyor.Onun migreni var.)

Could you open the window, please?
(Pencereyi açabilirmisin lütfen?)

 

Be able to” can be used in the present, past, future, present perfect and as a gerund or infinitive.
(“Be able to” şimdiki zaman, geçmiş zaman, gelecek zaman, yakın geçmiş zamanda ve bir ulaç veya mastar olarak kullanılabilir.)

Examples (Örnekler):
He has been able to speak English fluently since he returned from England.
(İngiltere’den döndüğünden beri İngilizce’yi akıcı olarak konuşabiliyor.)

I’d like to be able to cook Turkish food.
(Türk yemekleri yapabilmek istiyorum.)

Being able to sleep late is a luxury!
(Geç yatabilme imkanın olması bir lükstür!)

NB: “be able to” in the present and past is more formal than “can” or “could”.
(NOT: Şimdiki zaman ve geçmiş zamandaki “be able to” ,”can” veya “could”  a göre daha resmidir.)

INGILIZCE PRESENT PERFECT SIMPLE ACTIVE AND PASSIVE – BASIT YAKIN GEÇMIŞ ZAMAN ETKEN VE EDILGEN – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We use the Present Perfect Simple for giving news about things that happened in the past, but which are connected to now. We don’t say exactly when these things happened.
(Basit Yakın Geçmiş Zamanı, geçmişte olmuş ancak bugün ile bağlantılı şeyleri haber vermek için kullanırız.Bu şeylerin ne zaman meydana geldiğini detaylı olarak bildirmeyiz.)

Present Perfect Simple Active Form: Subject + have/ has + past participle
(Basit Yakın Geçmiş Zaman Etken Şekli: Özne + have/has + geçmiş zaman ortacı)

Example (Örnek): 
The government has announced a new legislation.
(Hükümet yeni bir mevzuat duyurdu.)

 

Present Perfect Simple Passive Form: Subject + have/ has + been + past participle
(Basit Yakın Geçmiş Zaman Edilgen Şekli: Özne + have/has + been + geçmiş zaman ortacı)

Example (Örnek):
A new legislation has been announced by the government.
(Hükümet tarafından yeni bir mevzuat duyuruldu.)

We often use the passive when it’s not clear or important or it is obvious who does an action. We often use the passive verb forms in news reports and articles.
(Bir eylemin kimin tarafından yapıldığı açık olmadığı, önemli olmadığı veya yapanın kimin yaptığının belli olduğu durumlarda edilgen şekli kullanırız.Haber raporları ve makalelerinde sıkça edilgen fiil şekillerini kullanırız.) 

NB: When we say the exact time something happened, we must use Past Simple Active or Passive.
(NOT: Bir şeyin ne zaman olduğunun tam zamanını söylediğimiz zaman, Basit Geçmiş Zaman Etken veya Edilgen kullanmamız gerekir.)

Example (Örnek):
A new legislation was announced by the government yesterday.
(Dün hükümet tarafından yeni bir mevzuat duyuruldu.)

INGILIZCE ADJECTIVES / PREPOSITIONS WITH ADJECTIVES – SIFATLAR / SIFATLI EDATLAR – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We often use prepositions with adjectives, and sometimes we can use more than one.
(Sıkça sıfatlar ile edatlar kullanırız, ve bazen birden fazlasını kullanabiliriz.)

After prepositions we use a noun, a pronoun or verb + ing.
(Sıfatlardan sonra bir isim, bir zamir veya fiil + ing kullanırız.)

Examples (Örnekler):

good at (bir şeyde iyi olmak)

happy with/about (bir şeyden/ bir şey hakkında memnun olmak)

interested in (bir şeyle ilgili olmak)

nervous about (bir şeye sinirlenmek)

keen on (bir şeye hevesli)

worried about (bir şey hakkında endişeli)

surprised by/at (bir şeyden/şaşırmak olmak)

upset about/by (bir şeyden/bir şeye kızmak)

fed up with (bir şeyden bıkmak)

pleased with/by (bir şey ile/bir şeyden hoşnut olmak)

scared of/by (bir şeyden/birisinden ürkmek)

bored with/by (bir şeyden/birisinden sıkılmak)

frightened of/by (bir şeyden/birisinden korkmak)

annoyed at/with/by (bir şeyden/bir şey ile/birisinden rahatsız olmak)

bad at/ with/by (bir şeyde kötü olmak)

satisfied by/about (bir şeyden/birisinden tatmin olmak)

concerned about/by (birisinden/bir şeyden kaygı duymak)

angry about/at something /angry with/at someone (bir şeye/birisine kızgın olmak)

embarassed by/about (birisinden/birseyden mahçup olmak)


Example (Örnek): 

Nathan is nervous about his exam tomorrow.
(Nathan yarınki sınavından dolayı gergin.)

Emma is happy with her results.
(Emma aldığı sonuç ile memnun.)

Alex is keen on travelling next year.
(Alex gelecek sene seyahat etme konusunda hevesli.)

Angela is fed up with being treated unfairly at work.
(Angela işte adil muamele görmemekten bıkmış durumda.)

Sarah is concerned about her father’s health.
(Sarah babasının sağlığından endişe duyuyor.)

INGILIZCE INDIRECT QUESTIONS – DOLAYLI SORULAR – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

In more formal situations we often use indirect questions because they sound more polite.
(Daha resmi durumlarda, daha kibar bir ifade tarzı olduğu için, sıkça dolaylı sorular kullanırız.)

To make a question more polite we often begin with an indirect question phrase such as:
(Bir soruyu daha kibar bir hale getirmek için, sıkça aşağıda gösterildiği gibi dolaylı bir soru cümle dizilimi ile başlarız:)

Could you tell me…?
(Bana söyleyebilirmisin…?)

Do you know…?
(Biliyormusun…?)

Have you any idea…?
(Herhangi bir fikrin var mı…?)

Can you tell me…?
(Bana söyleyebilirmisin…?)

To make a direct question indirect we use the form:
(Doğrudan bir soruyu dolaysız hale çevirmek için, şu şekli kullanırız: 

“Indirect question phrase” + “question word/if/ whether” + “main clause”.
(“Dolaysız soru cümle dizilimi” + “soru kelimesi/ if / whether” + “ana tümce”. )

The word order in the main clause changes to “subject + verb”.
(Ana tümcedeki kelime sıralaması “özne + fiil” olarak değişir.)

Examples (Örnekler):
Where is the post office? —> Do you know where the post office is?
(Postahane nerede? —> Postahane’nin nerede olduğunu biliyormusunuz?)

What’s the time? —> Could you tell me what the time is?
(Saat kaç? —> Bana saatin kaç olduğunu söyleyebilirmisiniz?)

Does this train go to Ankara? —> Can you tell me if this train goes to Ankara?
(Bu tren Ankara’ya gidiyor mu acaba? —> Bu trenin Ankara’ya gidip gitmediğini bana söyleyebilirmisiniz acaba?)

Is there a bank nearby? —> Have you any idea whether there is a bank nearby?
(Yakınlarda bir banka bulunuyor mu acaba? —> Yakınlarda bir bankanın bulunup bulunmadığı konusunda herhangi bir fikriniz var mı acaba?) 

NB: If the direct question begins with an auxiliary verb (no question word), add “if” or “whether” after an indirect question phrase to make the question indirect.In indirect questions, “if” and “whether” are the same.We don’t use “if” or “whether” with “Do you think…?”
(NOT: Doğrudan soru bir yardımcı fiil ile başlıyorsa eğer (soru kelimesi değil), soruyu dolaylı hale getirmek için, dolaysız soru cümle diziliminden sonra “if” yada “whether” ekleyin. Dolaysız sorularda, “if” ve “whether” aynı anlama gelirler.“Do you think…?” ile beraber “if” veya “whether” kullanmayız.)

Example (Örnek):
Do you think he’s gone to London? NOT Do you think if he’s gone to London?
(Sence o Londra’ya gitti mi? —> “Onun Londra’ya gittiğini sence düşünüyormususn acaba?” ŞEKLİNDE DEĞİL)

INGILIZCE PRESENT PERFECT CONTINUOUS VS PRESENT PERFECT SIMPLE – YALIN YAKIN GEÇ. Z. KARŞIN KESINTISIZ Y.G.Z. – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

We usually use the Present Perfect Continuous to talk about an activity that started in the past and continues in the present.
(Yalın Yakın Geçmiş Zamanı genelde geçmişte başlamış olan ve halen devam etmekte olan bir aktivite için kullanırız.)

Examples (Örnekler):
Tokiko has been studying English for five years.
(Tokiko beş seneden beri İngilizce öğreniyor.)

We usually use the Present Perfect Simple to talk about a state that started in the past and continues in the present.
(Yalın Yakın Geçmiş Zamanı genelde geçmişte başlamış olan ve halen devam etmekte olan bir durum için kullanırız.)

Examples (Örnekler):
My parents have been married for 48 years!
(Ebeveynlerim 48 seneden beri evliler!)

With some verbs both verb forms are possible. 
(Bazı fiillerde her iki fiil durumu mümkündür.)

I’ve lived in Istanbul for nine months.
(Ben Istanbul’da dokuz ay yaşadım.)

I’ve been living in Istanbul for nine months.
(Ben dokuz aydan beri Istanbul’da yaşıyorum.)

He’s worked at that company for two years.
(O söz konusu şirkette iki yıl çalıştı.)

He’s been working at that company for two years.
(O bu şirkette iki seneden beri çalışıyor.)

We usually use the Present Perfect Continuous to say how long an activity has been happening.
(Yalın Yakın Geçmiş Zamanı genelde bir eylemin ne zamandan beri devam ettiğini belirtmek için kullanırız.)

Example (Örnek):
He has been running his own business for six years.
(O kendi işini altı seneden beri yürütüyor.)

We usually use the Present Perfect Simple to say how many things are finished.
(Yalın Yakın Geçmiş Zamanı genelde ne kadar şeyin bitirildiğini belirtmek için kullanırız.)

Example (Örnek):
She has answered twenty emails this morning.
(O bu sabah yirmi e-posta cevaplandırdı.)

INGILIZCE GERUNDS AND INFINITIVES – ULAÇLAR VE MASTARLAR – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

A gerund is a noun made from a verb by adding “-ing.” The gerund form of the verb “read” is “reading.” 
(Bir ulaç, bir fiil’e “-ing” eklenerek türetilmiş bir isimdir.”Read” fiilinin ulaç şekli “reading” dir.)

Examples (Örnekler):
Reading helps you learn English.
(Okumak size İngilizce öğrenme konusunda yardımcı olur)

Her favorite hobby is reading.
(Onun favori hobisi okumaktır)

I enjoy reading.
(Ben okumaktan keyif alıyorum)


Gerunds can be made negative by adding “not.”

(Ulaçlar “not.” eklenerek olumsuz anlama çevrilebilirler.)

Examples (Örnekler):
He enjoys not working.
(O çalışmıyor olmanın tadını çıkarıyor)

The best thing for your health is not smoking.
(Sağlığınız için en iyi şey sigara içmemek)

We use gerunds:
(Ulaçların kullanım şekilleri):

– as the subject of a sentence
(-bir cümlenin öznesi olarak)

Example (Örnek):
Swimming is very relaxing.
(Yüzmek çok  dinlendirici.)

– after prepositions and phrasal verbs
(- edatlar ve öbeksi fiillerden sonra)

Example (Örnek):
I’m good at playing tennis.
(Ben tenis oynama konusunda iyiyim.)

He’s taken up cycling.
(O bıisiklete biniyor.)

– after some verbs, eg. “enjoy”, “hate”, “finish”, “like”, “love”, “mind”, “practise”, “spend”, “stop”, “suggest”.
(-“enjoy”, “hate”, “finish”, “like”, “love”, “mind”, “practise”, “spend”, “stop”, “suggest” gibi bazı fiillerden sonra.)
Example (Örnek):

I don’t mind doing the dishes if somebody else cooks.
(Birisi yemeği pişirdiği sürece, bulaşıkları yıkamak benim için sorun değil.)

Infinitives are the “to” form of the verb. The infinitive form of “learn” is “to learn.”
(Mastar’lar, fiilin “to” şekilleridir.”Learn” ın mastar şekli “to learn” dır.)

Examples (Örnekler):
To learn is important.
(Öğrenmek önemlidir.)

The most important thing is to learn.
(En önemli şey öğrenmektir.)

He wants to learn.
(O öğrenmek istiyor.)


Infinitives can be made negative by adding “not.”

(Mastarlar “not” eklenerek olumsuz anlamlandırılabilirler.)

Examples (Örnekler):
I decided not to go.
(Gitmemeye karar verdim.)

The most important thing is not to give up.
(En önemli şey pes etmemektir.)

We use the infinitive with to: 
(“To” ile mastarların kullanım şekilleri:)

– after adjectives
(- sıfatlardan sonra)

Example (Örnek):
It’s difficult to learn another language.
(Başka bir dil öğrenmek zordur.)


– to express a reason or purpose
(- bir neden veya amaç ifade etmek için)

Example (Örnek):
I went to the shop to buy a newspaper.
(Dükkana bir gazete almak için gittim.)

– after some verbs, eg. “afford”, “agree”, “decide”, “expect”, “forget”, “help”, “hope”, “learn”, “need”, “offer”, “plan”, “pretend”, “promise”, “refuse”, “remember”, “seem”, “try”, “want”, “would like”, etc.
(- “afford”, “agree”, “decide”, “expect”, “forget”, “help”, “hope”, “learn”, “need”, “offer”, “plan”, “pretend”, “promise”, “refuse”, “remember”, “seem”, “try”, “want”, “would like” vs. gibi bazı fiillerden sonra. )

Example (Örnek):
 I promise not to tell anyone.
(Hıçkimseye söylemeyeceğime söz veririm.)

 

We use the infinitive without to:
(“To” ile mastarların kullanım şekilleri:)

– after most modal and auxiliary verbs
(-çoğu gereklilik ve yardımcı fiillerinden sonra)

Example (Örnek):
I can’t play football.
(Ben futbol oynayamıyorum.)

We should hurry or we’ll miss the train.
(Acele etmemiz gerekir, yoksa treni kaçıracağız.)

– after “make” and “let”
(-“make” ve “let” den sonra)

 Example (Örnek):

I’ll let you go out when you’ve cleaned your room.
(Odanı toparladıktan sonra seni dışarı bırakacağım.)

My mum makes me do my homework after school.
(Annem bana okuldan sonra ev ödevimi yaptırıyor.)

 

NB: More verbs take the infinitive than the gerund.
“Begin”, “continue”, “prefer” and “start” can take the gerund or the infinitive with no difference in meaning.
“Try”, “remember”, “stop”, “forget” and “regret” can take a gerund or an infinitive but the meaning is different.

(NOT: Mastar şeklini alan fiiller ulaç şeklini alanlardan fazladır.
“Begin”, “continue”, “prefer” and “start” ulacı yada mastarı anlamda bir fark olmadan alabilirler.
“Try”, “remember”, “stop”, “forget” and “regret” bir ulaç veya mastar alabilirler, ancak anlam farklı olur.)

Examples (Örnekler):
Try to arrive on time. = make an effort
(Zamanında ulaşmaya çalış. = bir gayret göster)

Try meditating. = experiment and see if you like it
(Meditasyon yapmaya çalış. = dene ve sevip sevmediğini gör)

I remembered to lock the door. = I didn’t forget
(Kapıyı kilitlemeyi hatırladım. = Unutmadım)

I remember seeing you somewhere. = I have a memory of it.
(Seni bir yerde gördüğümü hatırlıyorum. = Bu hafızamda)

I stopped smoking last year. = I quit a habit
(Geçen sene sigara içmeyi bıraktım. = Bir alışkanlığı sonlandırdım)

We stopped to have a coffee on the way home.= We stopped doing something to have a coffee.
(Eve dönerken bir kahve içmek için durduk. = Bir kahve içmek için bir şey yapmaya ara verdik)

I forgot to give Toni her book. = I didn’t give it to her
(Toni’ye kitabını geri vermeyi unuttum. = Ona kitabı vermedim)

I forget giving Toni her book. = I gave it to her but have no memory of it.
(Kitabını Toni’ye ne zaman verdiğimi hatırlamıyorum. = Ona verdim, ancak bunu hatırlamıyorum)

I regret going to the party last night. = I wish I hadn’t gone.
(Geçen gece partiye gittiğime pişmanım. = Gitmemiş olmayı dilerdim)

I regret to inform you that your car has been stolen. = Polite expression to give bad news
(Arabanın çalınmış olduğunu sana bildirmem gerektiğinden dolayı üzgünüm. = Kötü bir haberi iletmek için kullanılan kibar ifade tarzı)

İngilizce Pratik Yap!