Upper-Intermediate

İNGILIZCE PRESENT PERFECT TENSE TÜRKÇE KONU ANLATIMI

İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) KONU ANLATIMI
İngilizce’de Present Perfect Tense (Yakın Geçmiş Zaman) geçmişte meydana gelen fakat etkileri şu anda devam eden eylemleri anlatmak için kullanılır. Yakın geçmişte yapılan eylemin zamanını bilmiyorsak da Present Perfect Tense kullanırız.
Türkçe’de tam anlamıyla karşılığı olmayan Present Perfect Tense (yakın geçmiş zaman) özellikle İngilizce’ye yeni başlayanlar için anlaması zordur – en yakın anlamı ile Türkçe’de kullandığımız -mış ve -miş ekleri ile benzerlik gösterir – .
Aşağıda İngilizce’de Present Perfect Tense (yakın geçmiş zaman) kullanımını daha iyi anlamanız için Türkçe açıklamalı örneklerle birlikte verilmiştir.
İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ’İN OLUMLU CÜMLE YAPISI
I , You , We , They + have +  fiilin 3. Hali
 
He , She , It  +  has  +  fiilin 3.hali
Örnek : I have washed the clothes, so you can wear clean clothes.
     (Kirli çamaşırları yıkadım,bu yüzden temiz kıyafetleri giyebilirsin.)
Örnek : I have had my hair done.  (Saçımı yaptırdım.)
Örnek : I have had my hair cut.     (Saçımı kestirdim.)
Örnek : She has had her hair cut.  (Saçını kestirdi.)
DİKKAT! Yukarıdaki üç örnekte causatives (have + something + fiilin 3. hali) (ettirgen yapı)  kullanılmıştır.
İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ’İN OLUMSUZ CÜMLE YAPISI :
I , You , We , They  + have  not + fiilin 3. Hali
 
He , She , It +has not + fiilin 3.hali
Örnek :  I haven’t analyzed  that document yet . (Şu belgeyi henüz analiz etmedim.)
Örnek :  He hasn’t analyzed that document yet . (Şu belgeyi henüz analiz etmedi.)
İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ’İN SORU CÜMLESİ :
Have   + I , You , We , They  + fiilin 3. Hali
 
Has  +  He , She , It  + fiilin 3.hali
 
Örnek :  A:   Have you analyzed that document yet?  (Şu belgeyi analiz ettin mi?)
             B:  Yes, I have \ No, I haven’t.
İNGİLİZCE’DE  PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ‘İN KULLANILDIĞI YERLER :

İngilizce’de present perfect tense’i (Yakın Geçmiş Zaman) geçmişte olan eylemleri zaman vermeden anlatıyorsak kullanırız.

Örnek : They have moved from İstanbul to Manisa. (Onlar , İstanbul’dan Manisa’ya taşındılar.)
Eğer geçmişte olan bir eylem için zaman veriyorsak Simple Past Tense (geçmiş zaman ) kullanırız.
Örnek : We moved to this apartment in 1999. (Bu apartmana 1999’da taşındık.)
Yakın geçmiş zamanda olmuş, etkileri hala devam eden eylemleri ifade ederken Present Perfect Tense kullanılır.
Örnek : Ouch! I have cut my finger. It is bleeding.
            (Of! Elimi kestim. Kanıyor.)
Yukarıdaki cümlede elinin kanadığını söylediği için kesme işlemi az önce olmuştur ve etkisi (kanıyor olması) şu an devam etmektedir. Kesme eylemi geçmişte olmasına rağmen, etkisi devam ettiği için Present Perfect Tense (yakın geçmiş zaman) ile kullanılır. Olay geçmişte olup bittiyse, Simple Past Tense (Geçmiş Zaman) ile kullanılır.
Örnek : I cut my finger while I was chopping up tomato for salad yesterday.
            (Dün, salata için domates doğrarken elimi kestim.)
Today , this year , this afternoon , this semester gibi ifadeler hala tamamlanmamış bir dönemi belirttiği için Present Perfect Tense (Yakın geçmiş zaman ) kullanırız.
Örnek : I have given lots of lectures on quitting smoking this semester.
(Bu dönemde, sigarayı bırakma üzerine birçok konferans verdim.)
İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ‘İN ‘RECENTLY VE LATELY’ İLE KULLANIMI:
Son zamanlarda, son günlerde anlamına gelen ‘ recently’ ve ‘lately’ Present Perfect Tense (yakın geçmiş zaman) ile kullanılan başlıca zaman zarflarındandır, kesin bir zamanı belirtmezler.
Örnek : There have been some changes in Turkey’s education system lately.

            (Son zamanlarda, Türkiye’nin eğitim sisteminde bazı değişiklikler var.)

Örnek : I have had a number of job opportunities recently.
            (Son zamanlarda, birçok  iş fırsatına sahibim.)
İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ‘IN ‘ALREADY , JUST VE YET ’ İLE KULLANIMI :
YET
Olumsuz ve soru cümlelerinde kullanılan ‘yet’ ,  ‘ henüz’ anlamındadır ve cümlenin sonunda yer alır.
Örnek : Haven’t you eaten the whole hamburger yet?
            (Bütün hamburgeri hala bitiremedin mi?)
Örnek : Have you finished your homework yet?
            (Ödevini bitirdin mi?)
Örnek : Alice hasn’t started her Japanese course yet.
            (Alice henüz Japonca kursuna başlamadı.)
JUST
– ‘Henüz, biraz önce, az önce, şimdi’ anlamına gelen ‘just’, olumlu cümlelerde kullanılır.
– Asıl fiil ve yardımcı fiil arasında yer alır.
 
Örnek : I have just cleaned the bathroom. Please keep it clean!
            (Banyoyu az önce temizledim. Lütfen temiz tut! )
ALREADY
– Olumlu cümlelerde kullanılır.
– Çoktan, zaten, daha önceden anlamını verir.
– Genellikle cümle sonunda kullanılır fakat bazen asıl fiil ve yardımcı fiil arasında kullanılabilir.
Örnek : Ayşe has already finished watching this tv series. She is waiting for the next season.
           (Ayşe çoktan bu dizi serisini bitirdi. O diğer sezonu bekliyor.)
İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ‘IN ‘EVER , NEVER , ALWAYS , OCCASIONALLY , OFTEN , ALL MY LIFE , SEVERAL TIMES , ONCE , TWICE, ETC. ’ İLE KULLANIMI:
OFTEN, ALWAYS, OCCASIONALLY GİBİ SIKLIK ZARFLARI
Often, always ve occasionally gibi zaman zarfları İngilizce’de ‘Simple Present Tense’ (geniş zaman) ile kullanılmalarına rağmen, Present Perfect Tense (Yakın geçmiş zaman) ile de kullanılabilirler. Cümle içindeki anlamları aşağıdaki örneklerdeki gibi farklılık gösterir.
Örnek : I always drink milk as soon as I get up in the morning.
Yukarıdaki  cümlenin anlamı ‘Sabahları kalkar kalkmaz hep süt içerim ve içeceğim.’ dir.
Bu cümleyi şöyle kullanırsak ;
Örnek : I have always drunk milk.
Ben her zaman süt içmişimdir anlamı çıkar ve hayatımın bu anına kadar olan kısmını kapsar. Bu aşamadan sonra süt içmeye devam edip etmeyeceğim bilinmemektedir.
EVER, NEVER , SEVERAL TIMES, ONCE, TWICE GİBİ ZARFLAR (HİÇ, BİRKAÇ DEFA, BİR KEZ , İKİ KEZ)
Bahsettiğimiz eylemi hayatımızda kaç defa yaptığımız belirtmek için kullanılan zarflardır.
Örnek : A:  Have you ever tried eating frog?     (Hiç kurbağa yemeyi denedin mi?)
           B:  Yes, I have eaten frog several times. (Evet, birkaç kez kurbağa yedim.)
İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ‘İN  ‘ SO FAR ( UP TO NOW, UP UNTİL NOW)  ’ İLE KULLANIMI:
‘Bu zamana kadar’ anlamına gelen ‘So far’ Present Perfect Tense (yakın geçmiş zaman) ile kullanılır. So far this week, so far this semester gibi zaman zarflarıyla birlikte de kullanılabilir.
Örnek : I haven’t learned any foreign languages so far this semester.
           (Bu sömestire kadar hiç yabancı dil öğrenmemiştim.)
İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ‘İN  ‘ FOR VE SİNCE ’ İLE KULLANIMI:
 ‘FOR’, geçmişteki bir andan günümüze kadar olan süreci bildirmek için kullanılır.
Örnek : I have worked as an English teacher for five years.
 ‘Since’ ise geçmişte belli bir tarihte başlayan ama günümüze kadar süren eylemleri anlatmak için kullanılır.
Örnek : I have worked as an English teacher since 2008.
İNGİLİZCE’DE PRESENT PERFECT TENSE (YAKIN GEÇMİŞ ZAMAN) ‘İN  ‘ THIS IS THE FIRST TIME.. , THIS IS SUPERLATIVE THAT..  ’ İLE KULLANIMI:
  This is the first time  +  that  + present perfect tense
Örnek : This is the second time that I have been to Germany so far.
            (Bu, bu zamana kadar Almanya’da ikinci kez bulunuşum.)
 This is  + superlative  + that  +  present perfect tense
Örnek : This is the most crowded shopping center that I have ever seen.
            (Bu şu ana kadar gördüğüm, en kalabalık alışveriş merkezi.)

INGILIZCE MODAL VERBS: LEVELS OF CERTAINTY ABOUT THE FUTURE – GEREKLILIK FIILLERI: GELECEK HAKKINDA KESINLIK – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

“Will/ won’t” u gelecek ile ilgili bir kesinlik ifade etmek için kullanılır.

ör. Seni özleyeceğim!

We use will/ won’t to express future certainty.

eg. I’ll miss you!

We use might, could and may to express future possibility.

eg.I might go to the match on Saturday.

“Might, could ve many” gelecek ile ilgili bir olasılık ifade etmek için kullanırız.

ör. Cumartesi günkü maça gitme ihtimalim var.

When we think something will definitely happen, we use:

– be bound to + infinitive

– be sure to + infinitive

Bir şeyin kesinlikle olacağını düşündüğümüz zaman, aşağıda b elirtilenleri kullanırız:

-be bound to + mastar

-be sure to + mastar

When we think something will probably happen, we can use:

– be likely to + infinitive

– may well + infinitive

– I dare say + subject + will + infinitive

Bir şeyin belki olabileceğini düşünüyorsak, aşağıda belirtilenleri kullanabiliriz:

-be likely to + mastar

-may well + mastar

– I dare say + özne + will + mastar

When we think something probably won’t happen, we use:

– be unlikely to + infinitive

– I don’t suppose + subject + will + infinitive

– I doubt if + subject + will + infinitive

– I shouldn’t think + subject + will + infinitive

Bir şeyin belki olmayacağını düşünüyorsak, aşağıda belirtilenleri kullanırız:

-be unlikely to + mastar

-I don’t suppose + özne + will + mastar

-I doubt if + özne + will + mastar

-I schouldn’t think + özne + will + mastar

When we think something definitely won’t happen, we can use:

– I can’t imagine + subject + will + infinitive

eg. She’s bound to get the top score.

It is likely to rain tomorrow.

I dare say he will arrive late, as usual.

I doubt if she will understand the topic.

Bir şeyin kesinlikle olmayacağını düşünüyorsak, aşağıda belirtilenleri kullanabiliriz:

-I can’t imagine + özne + will + mastar

Ör. En yüksek notu almak üzere.

Yarın yağmur yağması muhtemel.

Geç geleceğini söylemeyi cüret ediyorum, her zamanki gibi.

Onun konuyu anlayacağından şüphe duyuyorum.

İNGILIZCE PAST HABITS TÜRKÇE KONU ANLATIMI

İNGİLİZCE’DE  PAST HABITS (GEÇMİŞTEKİ ALIŞKANLIKLAR)
(USED TO – WOULD AND PAST SIMPLE)
İngilizce’de  “Past Habits” (geçmişteki alışkanlıklar) konusunu aşağıda Türkçe örnek ve açıklamaları ile beraber bulabilirsiniz.
İNGİLİZCE’DE ÖRNEKLERLE ‘USED TO’ KONU ANLATIMI :
– İngilizce’de geçmişteki alışkanlıklarımızdan bahsederken ‘used to’ yapısını kullanırız.
Olumlu cümlelerde kullanımı:
        I                                                                                   he
        you                                                                              she     + used to + fiilin yalın hali
        we     + used to + fiilin yalın hali                                   it
        they
Olumsuz cümlelerde kullanımı:
       I                                                                                   he
       you                                                                              she     + didn’t use to + fiilin yalın hali
       we      +didn’t use to +fiilin yalın hali                            it
       they
Not : ‘used to’ nun olumsuz biçiminde ‘used not to’ yapısı da kullanılabilir; fakat ‘didn’t use to’ daha çok tercih edilir.
Soru cümlelerinde kullanımı:
                I                                                                          he
              you                                                          did   +   she   + use to + fiilin yalın hali?
   did  +  we  +use to  + fiilin yalın hali ?                               it
             they
Örnek :  When I was six years old, I used to carry my little teddy bear with me.
             (Ben altı yaşındayken, küçük oyuncak ayımı yanımda taşırdım.) (Artık küçük oyuncak ayımı yanımda taşımıyorum.)
Örnek :   I didn’t use to have any breakfast when I was a student in high school.)
             (Ben lisede öğrenciyken hiç kahvaltı yapmazdım.) (Artık kahvaltı yapıyorum.)
– Yukarıdaki cümleleri incelediğinizde, geçmişte olan alışkanlıkların şu an devam etmediği anlaşılır.
Yukarıdaki örnekten ‘Ben lisedeyken kahvaltı yapmazdım fakat artık yapıyorum’ anlamını çıkarabiliriz.
– Geçmişte zaman zaman tekrarladığımız eylemler için kullanılır.
Örnek :   Before I went to Çeşme, I used to go to Antalya for a holiday every year.
      (Çeşme’ye gitmeden önce, her sene tatil için Antalya’ya giderdim.)
Örnek :   Did you use to visit your grandparents every summer holiday when you were little?
             (Küçükken her yaz tatilinde büyük babanı ve büyük anneni ziyarete gider miydin?)
-Olumsuz cümlelerde ‘used to’ ile birlikte ‘never’ kullanabiliriz. (never used to)
Örnek :    Ayşe never used to swim in the sea until she was 18 years old.
(Ayşe, 18 yaşına kadar hiç denizde yüzmemişti.)
–  ‘there was \ were’ yerine ‘there used to be’ yapısını kullanmak da mümkündür.
Örnek :   There were a number of theatre buildings here when I was seven years old. But now there aren’t.
              (Ben 7 yaşındayken burada çok sayıda tiyatro binası vardı. Fakat artık yok.)
Örnek :   There used to be a number of theatre buildings here when I was seven years old. But now there aren’t.
(Ben 7 yaşındayken burada çok sayıda tiyatro binası vardı. Fakat artık yok.)
NOT : ‘used to’ geçmişte belirli bir zamanda bir defa olmuş bitmiş olayı ifade etmek için kullanılamaz. ‘Used to’ geçmişte tekrar eden ve şimdi geçerli olmayan durumların anlatımı için kullanılır.
Örnek :  While he was hurrying to get to school on time, John fell down the stairs.
             (John zamanında okulda olmak için acele ederken, merdivenlerden yuvarlandı.)
John’un merdivenlerden yuvarlanması geçmişte belirli bir zaman içinde olmuş olaydır ve geçmişte olup biten olayların anlatımı için Simple Past Tense (geçmiş zaman)  ile kullanılır.
İNGİLİZCE’DE ÖRNEKLERLE ‘WOULD’ KONU ANLATIMI :
“Would” olumlu cümlelerde kullanımı :
                Özne ( I, you, we, they, he, she, it)  +    would    +  mastar fiil
“Would” olumsuz cümlelerde kullanımı :
                 Özne (I, you, we, they, he, she, it)  +    would not  +   mastar fiil
-‘Would’ yapısını da ‘used to’ gibi geçmişteki alışkanlıklarımızı ve geçmişte tekrarlanan eylemleri anlatırken kullanırız.
Örnek : When I was a kid, my mother would overdress me even in summer time.
          (Ben çocukken, annem beni yaz aylarında bile kalın giydirirdi.)
Örnek : John would play football often before he had the operation.
Örnek : John used to play football often before he had the operation.

           (John ameliyat olmadan önce sıklıkla futbol oynardı.)

-Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi, used to ve would aynı şekilde kullanılabilir.
DİKKAT!  ‘would’  ve ‘used to’ anlam olarak geçmişte yaptığımız fakat şu an yapılmayan alışkanlıklardan ve geçmişte tekrarlanan eylemlerden söz ederken kullanılsa da;
  – ‘Would’ durum fiilleriyle (stative verbs) birlikte kullanılamaz.
Stative verbs (Durum bildiren fiiler)
believe, mean, think, imagine, know, realize, suppose, understand, doubt, agree etc.
– ’Used to’ hem durum fiileriyle hem de iş, oluş, hareket bildiren eylemlerle birlikte kullanılabilir.
Örnek :   People used to think that the world was flat.
              (İnsanlar eskiden dünyanın düz olduğunu düşünürlerdi.)
NOT : Geçmişteki alışkanlıklarımızdan bahsederken Simple Past Tense (geçmiş zaman) kullanabiliriz. Bu durumda o süreci bildiren bir zaman zarfı kullanmalıyız.
Örnek : When I was a child, I went to Bodrum every summer holiday.
BE USED TO
Şu anki alışkanlıklarımızdan,alışkanlık haline getirdiğimiz eylemlerden bahsederken ‘Be Used To’ yapısını kullanırız. Anlam olarak ‘used to’dan farklı olduğu gibi yapı olarak da farklıdır. ‘To Be Used To + doing’ olarak kullanılır. Bir şeye alışkın olmak manasındadır.
Örnek : I am used to working nights. (Geceleri çalışmaya alışkınım.)
Örnek : I have been living in London for 5 years. I am used to driving in traffic jams.
(Beş yıldır Londra’da yaşıyorum.Sıkışık trafikte araba sürmeye alışkınım.)
GET USED TO
Bir eylemin alışkanlık sürecini ifade etmek için ‘Get used to’ yapısını kullanırız. ‘get used to doing’ olarak kullanılır.
Örnek : I have just started wearing contact lenses, so I am still getting used to (wearing) them.
(Numaralı lens takmaya başladım, bu yüzden hala kontakt lenslere alışmaya çalışıyorum.)

INGILIZCE USES OF VERB + ING – FIIL + ING KULLANIMLARI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Fiil + ing (yada ulaç) aşağıdaki durumlarda kullanırız:

We use verb + ing (or the gerund):

– as part of a continuous verb form

eg. I am living with my parents at the moment.

-devamlı bir fiil şeklinin parçası olarak

Ör. Şu anda ebeveynlerim ile yaşıyorum.

– after prepositions

eg. I am tired of working every weekend.

-edatlardan sonra

Ör. Her hafta sonu çalışmaktan yoruldum.

– after certain verbs

eg.I try to avoid talking about religion in class.

-belli fiillerden sonra

Ör. Sınıfta din hakkında konuşmaktan kaçınıyorum.

– after certain verbs + object

eg. I’ve spent nearly two hours waiting for you.

-belli fiil + tümleçlerden sonra

Ör. Seni yaklaşık iki saat bekleyerek geçirdim.

– as an adjective

eg. This is a very interesting article.

-bir sıfat olarak

Ör. Bu çok ilginç bir makale.

– in reduced relative clauses

eg. Strangers waiting in a queue often strike up conversation.

-kısaltılmış ilgi tümceciklerinde

Ör. Sırada bekleyen yabancılar sık olarak sohbete dalarlar.

– after despite/in spite of

eg. Despite having a headache, she managed to carry out her daily duties as usual.

-“despite/in spite of” dan sonra

Ör. Baş ağrısına rağmen, her zamanki günlük görevlerini yerine getirmeyi başardı.

– as the subject of a verb

eg. Being a parent is a difficult job.

-bir fiilin öznesi olarak

Ör. Bir ebeveyn olmak zor bir iştir.

NB: We often use verb + ing after these verbs + object: hear, see, watch, feel, imagine, stop, love, like, don’t mind, dislike, hate.

eg. I don’t mind you making a mess as long as you clean up afterwards.

NOT: Şu fiiller+ tümleçden sonra sıkça fiil + ing kullanırız: hear, see, watch, feel, imagine, stop, love, like, don’t mind, dislike, hate.

ör. Ortalığı dağıtmanı, sonradan temizliği yaptığın sürece, umursamıyorum.

We also use verb + ing after these fixed phrases: There’s no point (in)…, It’s a waste of time…, It’s (not) worth…, It’s no use…

eg. There’s no use crying over spilt milk!

Aynı zamanda şu sabit tabirlerden sonra fiil + ing kullanırız: There’s no point (in)…, It’s a waste of time…, It’s (not) worth…, It’s no use… (Bunun bir anlamı yok… Vakit kaybı…Buna değmez…Yararı yok)

ör. Dökülmüş süt arkasından ağlamamın bir faydası yok!

İNGILIZCE CONDITIONALS TYPE 1 TYPE 2 TYPE 3 TYPE ZERO TÜRKÇE KONU ANLATIMI

İNGİLİZCE’DE IF CLAUSES (ŞART CÜMLELERİ) KONU ANLATIMI
(TYPE-0, 1, 2, 3 VE MİXED TYPE)
İngilizce’de  “If Clauses (Şart cümleleri)” konusunu aşağıda Türkçe örnek ve açıklamaları ile beraber bulabilirsiniz.
İngilizce’de ‘If’, eğer, şayet anlamına gelir ve şart cümlelerine ‘If Clause’ adı verilir. Dört çeşit şart cümlesi vardır. Bunlar type 0, 1, 2, 3, 4 diye bilinir.
Şart cümleleleri iki yapıdan oluşur. Birincisi şartı öne süren kısım, diğeri de sonuç bildiren kısımdır.
İNGİLİZCE’DE ÖRNEKLERLE ‘IF CLAUSE TYPE 0 ( ZERO)’ KONU ANLATIMI
Form (Şekil) : If/ When + Özne + Simple Present Tense, Özne + Simple Present Tense.
İngilizce’de type 0 (zero), genel geçer durumları ve genel doğruları anlatmak için kullanılır.
 Örnek: If water reaches 100 degrees, it boils.
(Eğer su 100 derece ısıya ulaşırsa, kaynar.)
Örnek : If you heat ice, it melts.
(Eğer buzu ısıtırsan, buz erir.)
Örnek : If you don’t follow a balanced diet, you gain weight.
(Dengeli beslemeyi takip etmezsen, kilo alırsın.)
Direktif, yönerge veya açıklama yaparken de Type 0 (zero) kullanılır.
Örnek : If you press the power key, a green light appears.
(Açma düğmesine basarsan, yeşil ışık yanar.)
Not : If clause type 0’da, if ve when aynı anlamdadır.
Örnek : When it rains, I don’t go out without my umbrella.
             If it rains, I don’t go out without my umbrella.
             (Yağmur yağdığında, şemsiyesiz dışarı çıkmam.)
İNGİLİZCE’DE ÖRNEKLERLE ‘IF CLAUSE TYPE 1’ KONU ANLATIMI
İçinde bulunduğumuz zamanda veya gelecekte, belli bir şartın yerine gelmesiyle olabilecek durumları anlatmak için kullanılır.
Genel olarak cümle yapısı şu şekildedir :
Form (Şekil) : If + Özne + Simple Present Tense, Özne + Future Tense.
Örnek : If I come to your house earlier, I will help you prepare for the party.
(Eğer evinize erken gelirsem, parti hazırlıkları için sana yardım edeceğim.)
İNGİLİZCE’DE TYPE 1 ‘IF CLAUSE’ İLE KULLANABİLECEĞİMİZ ZAMANLAR
1. TEMEL CÜMLEDE KULLANILAN YAPILAR

a) Will’in çeşitleri (will be doing, will have done, will have been doing)

Örnek : If you call me tonight, I will be studying French.
(Eğer bu gece beni ararsan, Fransızca çalışıyor olacağım.)
Örnek : I have been working here for ten years. If I sign another five-year contract, I will have been working here for fifteen years by the time I retire.
(Burada 10 senedir çalışmaktayım. Eğer bir kez daha beş senelik kontrat imzalarsam, emekli oluncaya kadar burada 15 yıl çalışmış olacağım.)
b) May\ Might \ Could (Possibility-Olasılık)
Örnek : If it goes on raining, we may/might/could cancel the picnic at the weekend.
(Eğer yağmur yağmaya devam ederse, hafta sonundaki pikniği iptal edebiliriz.)
c) May (permission-izin) ve Can (permission or ability-izin ya da yetenek)
Örnek : If all of you finish the work early, you can go for a break.
(Eğer hepiniz işi erken bitirirseniz, mola verebilirsiniz.)
d) Must, have to, have got to (necessity-gereklilik, zorunluluk) ; should, ought to, had better (advisability-öneri) ve öneri, istek, emir, rica bildiren herhangi bir yapı
Örnek : If you don’t want to miss your plane, you have to/must/ have got to leave at once.
(necessity-gereklilik, zorunluluk)
(Eğer uçağını kaçırmak istemiyorsan, bir an önce ayrılmak zorundasın.)
2. ‘IF’Lİ CÜMLEDE KULLANILAN YAPILAR
a) Can (permission-izin ya da ability-yetenek)
Örnek : If Alice can swim well, she can join the sailing course.
(Eğer Alice iyi yüzebiliyorsa, yelken kursuna katılabilir.)

b) Have to (necessity – gereklilik)

Durum : I have an important exam next week, so I may have to study for it weeklong.
(Gelecek hafta önemli bir sınavım var, bu yüzden hafta boyunca sınav için çalışmak zorunda kalabilirim.)
Örnek : If I have to prepare for the exam, I will let you know.
(Sınav için çalışmak zorunda olursam, seni bilgilendireceğim.)
c) Present Continuous Tense and Present Perfect Tense (Şimdiki zaman ve yakın geçmiş zaman)
Örnek : If she is listening to loud music, she might not hear you.
(Eğer o, yüksek sesle müzik dinliyorsa, seni duymayabilir.)
d) Should
‘If’li cümledeki ‘should’ olasılığın daha az olduğunu vurgulamak için kullanılır.
Örnek : If you should have any questions, you will need to contact the office.
(Eğer (olur da) bir sorun olursa, ofisle iletişim kurman gerekecek.)
İNGİLİZCE’DE ÖRNEKLERLE ‘IF CLAUSE TYPE 2’ KONU ANLATIMI
İngilizce’de type 2- If clause, gerçekte olan durumların zıttı olarak tanımlanır. İçinde bulunduğumuz anda veya gelecekte olacak olan eylemlerin tersini düşünerek sürülen koşulları ve bu hayali koşulların sonucunu belirtmek için kullanılır.
Genel olarak cümle yapısı şu şekildedir :
Form (Şekil) : If + Özne + Simple Past Tense, Özne + would/might/could + Fiil.
Durum : I have to go food shopping right now, so I can’t help you.
(Yiyecek alışverişine gitmek zorundayım, bu yüzden sana yardım edemem.)
Örnek : If I didn’t have to go food shopping now, I would help you.
(Şu an yiyecek alışverişine gitmek zorunda olmasaydım, sana yardım ederdim.)
Örnek : If I had enough money, I would buy that dress. (I don’t have enough money.)
(Eğer yeterli param olsaydı, bu elbiseyi alırdım.) (Yeterli param yok.)
İngilizce’de If clauses type 2 yapısında ‘‘What would you do?’ (Ne yapardın?) ile başlayan sorular sıklıkla sorulur.
Örnek : What would you do if someone gave you a million dollars?
(Biri size bir milyon dolar verse ne yapardınız?)
İngilizce’de If clauses type 2 yapısında ‘would’ yerine ‘could ve might’ gibi ‘modal’lar (kip belirteçleri) da kullanılabilir.
Örnek : If someone gave me a million dollars, I could do what I want.
(Eğer biri bana bir milyon dolar verse, ne istiyorsam onu yapabilirdim.)
İNGİLİZCE’DE TYPE 2 ‘IF CLAUSE’ İLE KULLANABİLECEĞİMİZ ZAMANLAR

1. TEMEL CÜMLEDE KULLANILAN YAPILAR

 

a) Would ve would be doing
Örnek : A : Alice hasn’t got gloves, so she feels cold.
  B : If she had gloves, she wouldn’t feel cold.
  (Eğer, eldivene sahip olsaydı, üşümezdi.)
Örnek : A : I have an important exam tomorrow, so I am studying very hard now.
B :  If I didn’t have an important exam tomorrow, I wouldn’t be studying very hard now.
(Eğer yarın önemli bir sınavım olmasaydı, şu an çok fazla ders çalışıyor olmazdım.)
b) Could, would be able to, might ve would have to
Örnek : If Ömer weren’t good at physics, he couldn’t pass the exam.
(Eğer Ömer fizikte iyi olmasaydı, sınavı geçemezdi.) (şu an)
Örnek : If I had a decent job, I woud be able to buy a house.
(İyi bir işim olsaydı, bir ev alabilirdim.)
2. ‘IF’Lİ CÜMLEDE KULLANILAN YAPILAR
a) was/were
İngilizce’de şart cümleleri type 2’de (If clauses) ‘to be’ fiili yerine yaygın olarak ‘were’ kullanılır. Fakat, he/she/it ve I özneleriyle ‘was’ da kullanılabilir.
Örnek : If I were you, I would accept that offer at this difficult time.
(Senin yerinde olsaydım, bu zor zamanda, bu teklifi kabul ederdim.)
Örnek :  She would earn a great deal of money if she were the manager of a bank.
(Eğer banka müdürü olsaydı, çok para kazanırdı.)
Yukarıdaki örnekte verilen kişinin şu an banka müdürü olmadığını ve ‘eğer olsaydı’ diyerek hayali bir durumu Type 2 ile izah ettiğini anlayabiliriz.
b) Simple past tense (geçmiş zaman) ve past continuous tense (was\were doing)
İngilizce’de if clauses type 2 konusunda, anlam present veya future olduğu için, if’li kısımda Past Tense (geçmiş zaman) kullanılır.
Örnek : I would hug my mother if she were here.
(Eğer annem burada olsaydı, ona sarılırdım.) (şu an-hayali)
c) should
İngilizce’de if clauses type 2 konusunda, olasılığın daha az olduğunu belirtmek için if’li kısımda ‘should’ kullanılır.
Örnek : If a civil war should break out, it would disrupt the peace of the whole society.
(Eğer bir iç savaş çıksaydı, o, bütün halkın huzurunu bozardı.)
c) could ve had to
Örnek : If I had to go to work early tomorrow, I wouldn’t have a good time at the party.  (future)
(Eğer yarın işe erken gitmek zorunda olsaydım, partide güzel bir zaman geçiremezdim.)
İNGİLİZCE’DE ÖRNEKLERLE ‘IF CLAUSE TYPE 3’ KONU ANLATIMI
İngilizce’de type 3 şart kipini, genellikle geçmişteki hayali durumlar üzerine konuşurken kullanırız. Durum, gerçeğin zıttıdır. ‘…. yapsaydı, olurdu, fakat yapmadı.’ anlamını verir.
Form (Şekil) :If + subject + past perfect (if clause), subject + would + past participle (main clause)
If  + özne    + miş’li geçmiş zaman (if cümlesi), özne + would + have + geçmiş zaman ortacı (ana cümle)
Örnek :  If I had stayed in London one more year, I would have had a new job.
Yukarıdaki örnek ‘Eğer bir yıl daha Lonra’da kalmış olsaydım, yeni iş bulmuş olacaktım.Fakat, ne Lonra’da kaldım ne de yeni bir iş buldum’ anlamındadır.
Örnek :If you had given me a chance to get to know you a little better, everything would have been great.
Yukarıdaki örnek ‘Eğer seni biraz daha tanımama izin verseydin, her şey güzel olacaktı, fakat sen biraz daha tanımama izin vermedin ve her şey güzel olmadı.’ anlamındadır.
İngilizce’de type 3 şart kipiyle oluşturulan cümleler, kimi zaman pişmanlık duygusu hissettirir.
Örnek : I would have passed the exam if I had studied for it more.
(Eğer sınav için daha fazla çalışsaydım, sınavı geçerdim, fakat geçemedim.)
İngilizce’de type 3 şart kipinde, ‘would’ yerine could veya might ‘belki olabilir’ anlamında kullanılabilir.
Örnek : If I had been there that night, I could have stopped you driving your car on your own.)
(Eğer o gece ben orada olsaydım, senin, arabayı kendi başına sürmene engel olabilirim.) (ama olamadım)
İNGİLİZCE’DE TYPE 3 ‘IF CLAUSE’ İLE KULLANABİLECEĞİMİZ ZAMANLAR
1. TEMEL CÜMLEDE KULLANILAN YAPILAR
a) would have done, would have been doing, would have had to ve would have been able to
Örnek : If you had been reading the text carefully, you would have understood these questions more clearly.
(Eğer metni dikkatli bir şekilde okuyor olsaydın, bu soruları daha net anlardın.)
Örnek : If I had gone to another country for my education, I would have had to stay in a dormitory.
(Eğer eğitimim için başka bir ülkeye gitmek zorunda kalmış olsaydım, bir yurtta kalmak zorundaydım.)
2. ‘IF’Lİ CÜMLEDE KULLANILAN YAPILAR
a) Past Perfect Tense, Past Perfect Continuous ( had been doing), had had to ve had been able to
Örnek : If Alice hadn’t had to look after her children, she would have gone on doing a master’s.
(Alice çocuklarına bakmak zorunda olmuş olmasaydı, mastır yapmaya devam ediyor olacaktı.)
İngilizce’de type 3 şart kipinde şu şekilde sorular sorabiliriz :
soru kelimesi + özne + have + geçmiş zaman ortacı… + if + yalın miş’li geçmiş zaman?
Örnek : What would you have done if you’d seen him?
(Eğer onu görmüş olsaydın, ne yapardın?)
İNGİLİZCE’DE ÖRNEKLERLE IF CLAUSE MIXED TIME KONU ANLATIMI
İngilizce’de ‘Mixed type’, temel cümle ile koşul cümlesinin zamanlarının farklı olduğunu gösterir. Örneğin ; temel cümlede type 3 kullanırken, koşul cümlesinde type 2 kullanılır. Bu konuda eylemlerin gerçek zamanına dikkat etmeliyiz.
Örnek : I spent all my money on shopping. So now, I am in a difficult situation.
(Alışveriş için tüm paramı harcadım. Bu yüzden şu an zor durumdayım.)
Yukarıdaki örnekte para harcama olayı geçmiştir. Bu cümleyi type 3 olarak ifade edebiliriz. İkinci cümle ise present bir cümledir ve tersini düşünecek olursak, type 2 ile ifade edilir. Yani ;
If I hadn’t spent all my money on shopping, I wouldn’t be in a difficult situation now.
(Eğer tüm paramı harcamış olmasaydım, şu an zor durumda olmazdım.)
Örnek : If I hadn’t left London, I wouldn’t be working in Istanbul.
(Londra’dan ayrılmak zorunda olmasaydım, İstanbul’da çalışıyor olmazdım.)

İNGİLİZCE’DE OMITTING IF (INVERSION OF IF CLAUSES) (İF’İN CÜMLEDEN ATILMASI)
TYPE 1 : 
If clause’da type 1 yapıdaki cümleleri devrik yapmak için, should + subject yapısı kullanılır.
Örnek : If we don’t hurry up, we will miss the plane.
Should we not hurry up, we will miss the plane.
(Eğer acele etmezsek, uçağı kaçıracağız.)
Örnek : If it is sunny, we will have a nice picnic in the park at the weekend.
Should it be sunny, we will have a nice picnic in the park at the weekend.
(Eğer hava güneşli olursa, bu hafta sonu parkta güzel bir piknik yapacağız.)
Örnek : If she takes exercise regularly, she will live a healthy life.
Should she take exercise regularly, she will live a healthy life.
(O, düzenli bir şekilde egzersiz yaparsa, sağlıklı bir hayat yaşayacaktır.)
TYPE 2 :
If clause’da type 2 yapıdaki cümleleri devrik yapmak için, be fiili varsa were + özne, fiil varsa were + özne + to do yapısını kullanırız.
Örnek : If I had a comprehensive dictionary, I would lend it to you.
Were I to have a comprehensive dictionary, I would lend it to you.
(Eğer kapsamlı bir sözlüğe sahip olsaydım, sana ödünç verirdim.)
Örnek : If I were rich, I would travel around the world.
   Were I rich, I would travel around the world.
   (Eğer zengin olsaydım, Dünya’yı dolaşırdım.)
Not : Passive cümlelerde kullanım şekli şöyledir :
Were + subject + to be done
Were + subject + done

TYPE 3 :

 

If clause’da type 3 yapıdaki cümleleri devrik yapmak için, had + subject yapısını kullanırız.
Örnek : If I had behaved respectfully to my mother, she wouldn’t have punished me.
Had I behaved respectfully to my mother, she wouldn’t have punished me.
(Eğer anneme saygılı davransaydım, o beni cezalandırmayacaktı.)
OTHER CONDITIONALS
PROVİDED/PROVIDING THAT, AS LONG AS/SO LONG AS, ONLY IF
Anlam olarak ‘if’ den daha güçlü olan bu yapılar, if gibi kullanılırlar.
You can lead a decent life provided (that)  you get a regular job.
                                     providing (that)
                                     as long as
                                     so long as
                                     only if
(Ancak düzenli bir işin olursa, güzel bir hayat sürersin.)
Sadece ‘only if’ cümlenin başında kullanıldığında, ikinci cümle (temel cümle) devrik olur.
Only if you get a regular job can you lead a decent life.
UNLESS 
 -madıkça, -medikçe anlamına gelen ‘Unless’  olumsuz bir anlama sahip olduğu için olumlu cümle yapısında kullanılır.
Bazı cümlelerde if…not yerine de kullanılabilir.
Type 2 ve Type 3 ile kullanımı kısıtlıdır ve genellikle gerçek durumlar için kullanılır.
Örnek :  Unless you give up smoking, you will have trouble with your heart.
(Sigarayı bırakmadıkça, kalbinle alakalı sorun yaşayacaksın.)
You won’t pass the final exam unless you study very hard.
(Çok çalışmadıkça, final sınavından geçemeyeceksin.)
EVEN IF 
‘olsa bile, olmasa bile’ anlamına gelen even if, koşul yerine gelse bile sonucun değişmeyeceğini bildirir.
Kullanımı ‘if’ ile aynıdır.
Örnek : Even if she apologizes to me, I won’t forgive her.
(Benden özür dilese bile, onu affetmeyeceğim.)
Örnek : Even if Ömer hadn’t come with me, I would have gone there on my own.
(Ömer benimle gelmeseydi bile, oraya tek başıma gidecektim.)
WHETHER…OR NOT
‘Olsa da olmasa da’ anlamına gelen whether…or not, anlam bakımından ‘even if’ ile aynıdır.
Örnek : I won’t forgive her whether she apologizes to me or not.
(Benden özür dilese de dilemese de onu affetmeyeceğim.)
IN CASE 
‘Olursa diye’ anlamına gelen in case, in case’li cümlede belirtilen olaya karşı alınacak önlemden söz eder.
Örnek : In case it rains, I will take an umbrella.
(Yağmur yağar diye, bir tane şemşiye alacağım.)

INGILIZCE FUTURE VERB FORMS (INCL. FUTURE CONTINUOUS) (GELECEK FIIL ŞEKILLERI – GELECEKTEKI DEVAMLILIK) – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

“Be going to” yu kişisel tasarılar veya hedefler, veya mevcut kanıtlara dayanan bir öngörüden bahsetmek için kullanırız.

We use be going to to talk about personal plans or intentions, or a prediction based on present evidence.

eg. I’m going to the gym tomorrow.

The team is playing really well. I think they’re going to win the match.

ör. Yarın jimnastik salonuna gidiyorum.

Takım gerçekten iyi oynuyor.Bence onlar maçı kazanacaklar.

We use the Present Continuous to talk about arrangements and appointments with other people.

eg. I’m meeting Anne for lunch on Saturday.

Şimdiki Zaman şeklini başka kişiler ile yapılan düzenlemeler ve randevular hakkında konuşmak için kullanırız.

ör. Cumartesi Anne ile ile öğle yemeği için buluşacağız.

We use will to talk about a decision made at the time of speaking or a prediction not based on present evidence.

eg. The phone’s ringing. I’ll answer it.

I’m sure you’ll have a great time.

“Will” konuşma anında verilen bir karar veya mevcut kanıta dayanmayan bir öngörüden bahsetmek için kullanırız.

ör. Telefon çalıyor.Ben cevaplıyacağım.

Harika bir zaman geçireceğine eminim.

We use Present Simple to talk about a timetabled event.

eg. The train leaves from platform 5 at 9:40am.

Geniş Zamanı, zaman çizelgesi ile belirlenmiş bir etkinlik hakkında konuşmak için kullanırız.

ör. Tren peron 5’den sabah saat 9:40’da hareket edecek.

NB: We often use definitely and probably with will/won’t.

eg. Jo will definitely pass the exam.

Lara probably won’t be able to take a holiday this summer.

We also use will to talk about future facts and offers.

eg. I’ll be forty this year.

I’ll help you carry those bags

NOT: Sıkça “definitely ve probably” yi “will/won’t” ile beraber kullanırız.

ör. Jo kesinlikle sınavı geçecek

Lara beklide bu yaz tatil yapamayacak.

Ayrıca “will” gelecekteki gerçekler ve teklifler hakkında konuşmak için kullanılır.

ör. Bu sene kırk yaşına gireceğim.

Sana bu çantaların taşınmasında yardımcı olacağım.

Future Continuous

Gelecekteki Devamlılık

We use the Future Continuous for an action in progress at a point in time in the future.

eg. This time tomorrow we’ll be sitting on a beach in Hawaii.

Gelecekteki Devamlılığı, gelecek zamandaki bir noktadaki devam eden bir eylem için kullanırız.

ör. Yarın bu zamanlarda Hawaii’daki bir plajda oturuyor olacağız.

We also use the Future Continuous to describe an action in progress in the normal course of events without any plan or intention.

eg. I’ll be walking past the post office on my way home, so I can post it for you

Gelecekteki Devamlılığı ayrıca herhangi bir plan ya da niyet olmadan, olayların normal seyrinde devam eden bir eylemi tarif etmek için kullanırız.

ör. Eve giderken yolda postahaneden geçeceğim, böylece senin için postalayabilirim.

NB: As with other continuous verb forms, we don’t usually use state verbs with the Future Continuous.

NOT: Başka devamlılığı olan fiil şekillerinde olduğu gibi, genellikle Gelecekteki Devamlılık şekli ile beraber durum fiilleri kullanmayız.

INGILIZCE AS, LIKE, SUCH AS, SO, SUCH – GIBI, BENZER, GIBI, BÖYLECE, BU GIBI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

“Such as” yada “like” örnekler sunmak için kullanılır.

We use such as or like to introduce examples.

eg. There are many different kinds of fruit trees in the orchard such as orange, apple and pear. (Örnek : Meyve bahçesinde portakal, elma ve armut gibi bir çok tür meyve ağacı bulunuyor.)

We use as + noun to say that someone has a particular job.(“As + isim” bir kişinin belirli bir işi olduğunu belirtmek için kullanırız.)

eg. He works as a shop assistant at David Jones. (Örnek : David Johnes’de tezgahtar olarak çalışıyor. )

We use as + noun to say what something is used for.(“As + isim” bir şeyin ne için kullanıldığını belirtmek için kullanırız.)

eg. I used my sarong as a beach towel.(Örnek : Ben peştemalimi plaj havlusu niyetine kullandım.)

We use like/as + clause to say that things happen in a similar way.(“Like/as + tümce” yi olayların benzer şekilde meydana geldiğini belirtmek için kullanırız.)

eg. He went to work this morning, like/as he usually does.(Örnek : Bu sabah işe gitti, genelde yaptığı/yapıyor olduğu gibi. )

We use like + noun or pronoun to say that something is similar to something else.(Like + isim veya zamiri, bir şeyin başka bir şeye benzediğini belirtmek için kullanırız.)

eg. The whole thing was like a nightmare.(Örnek : Tüm bu şey bir kabus gibiydi.)

We use so + adjective to give empahasis.(So + sıfatı vurguda bulunmak için kullanırız.)

eg. She looks so beautiful in that dress.(Örnek : O kıyafette çok güzel gözüküyor.)

We use such + adjective + noun to give emphasis.(Such + sıfat + isimi vurguda bulunmak için kullanırız.)

eg. We had such a great night.(Örnek : Öylesi muhteşem bir gece geçirdik ki.)

We use so + much/many + noun to give emphasis.(So + much/many + isimi vurguda bulunmak için kullanırız.)

eg. There is so much junk in the garage.(Örnek :Garajda o kadar çok çöp bulunuyor ki.)

Bill has so many boxes he wants to keep.(Bill’in vermek istemediği o kadar çok kutusu bulunuyor ki.)

INGILIZCE MAKING COMPARISONS – KARŞILAŞTIRMALAR YAPMA – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

“Than” ile birlikte karşılaştırmalar yaparız.

ör. Senin evin benimkinden çok daha büyük.

We use comparatives with than.

eg. Your house is far bigger than mine.

We use adjectives with as… as.

eg. The price is nowhere near as high as I expected it to be.

“As…as” ile sıfatlar kullanırız.

ör. Fiyatlar hiçbir yerde beklediğime yakın yükseklikte bile değildi.

A big difference: (Büyük bir fark)

far… as

nowhere near as… as

considerably… than

not nearly as… as

a great deal… than

much… than

a lot… than

A small difference: (Küçük bir fark)

almost as… as

nearly as… as

slightly… than

not quite as… as

a bit… than

a little… than

No difference: (Fark Bulunmuyor)

(just) as… as

not any… than

no… than

NB: We can use more or less with nouns.

eg. There is far more stuff here than I expected.

NOT: “More or less” i isimler ile beraber kullanabiliriz.

ör. Burada beklediğimden çok daha fazla şeyler var.

We usually use less with uncountable nouns and fewer with countable nouns.

eg. I have less pay and fewer holidays than I used to have.

Genellikle “less” sayılamayan isimler ve “fewer” sayılabilir isimler ile kullanılır.

ör. Daha önce sahip olduğumdan daha az maaş ve tatil günüm bulunuyor.

INGILIZCE MODAL VERBS : PAST FORMS OF MODALS AND RELATED VERBS – GEREKLILIK FIILLERI: GEREKLILIK VE İLIŞKILI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Gereklilik Fiillerine Genel Bakış

Overview of Modal Verbs

Should/ Shouldn’t/ Ought To/ Oughtn’t: obligations that are not strong (Should/ Shouldn’t/ Ought To/ Oughtn’t: güçlü olmayan yükümlülükler)

It is a good idea to do something, but not necessary.(Bir şeyin yapılması iyi bir fikir, ancak gerekli değil.)

eg. You should exercise regularly.(Örnek : Düzenli olarak eksersiz yapmalısın.)

Must/ Mustn’t: obligation.(Must/ Mustn’t: yükümlülük.)

eg. I must go on a diet. (Örnek : Ben bir rejime başlamalıyım.)

You mustn’t smoke in here.(Burada sigara içmemelisin.)

Must/ Can’t: deduction (Must/ Can’t: kesinti)

eg. The lights are on and his car’s in the driveway. He must be home.(Örnek : Işıklar açık ve arabası garaj youlunda.Evde olmalı.)

She can’t be forty, she only looks thirty! (O kırk yaşında olamaz, sadece otuz yaş gösteriyor!)

Can: ability/ permission/ general possibility (Can: yetenek/ izin/ genel olasılık)

eg. I can dance very well.(Örnek : Ben çok iyi dans edebiliyorum.)

Can I open the window?(Pencereyi açabilirmiyim?)

It can get very hot in summer in Perth.(Yazın Perth’de hava çok sıcak olabiliyor.)

NB: Can is not used to talk about specific possibilities.(NOT: “Can” belirli olasılıklar hakkında konuşmak için kullanılmaz.)

eg. Where are my keys? They could / may/ might be in the kitchen. NOT They can be in the kitchen.(Örnek : Anahtarlarım nerede?Onlar mutfakta olabilirler.)

Could: past ability/ permission/ possibility (Could: geçmişteki bir yetenek/ izin/ olasılık)

eg. I could swim when I was five.(Örnek : Beş yaşındayken yüzmeye başlamıştım.)

Could I open the window?(Pencereyi açabilirmiyim acaba?)

He could be running late.(Kendisi geç kalıyor olabilir.)

May/ Might: permission/ possibility (May/ Might: izin/ olasılık)

eg. May I go to the toilet?(Örnek : Lavaboya gidebilirmiyim acaba?)

Might I ask you a question? (formal) (Size bir soru sorabilirmiyim acaba? (resmi))

It may/ might rain later.(Sonra yağmur yağabilir belki.)

Past Modals (Geçmiş Gereklilikler)

must for obligation —> had to + infinitive (Yükümlülük için “must” —> had to + mastar)

eg. He had to wear a uniform to school. (Örnek : Okul için bir forma giymesi gerekiyordu.)

can —> could/ was able to  (Can —> yapılabilinirdi/ yapılabilindi)

eg. I could play the piano as a child.  (Örnek : Çocuk iken piyano çalabilirdim.)

She was able to escape to safety. (Güvenli bir yere kaçmayı başardı)

can’t, could, may, might and must for probability —> can’t have, could have, may have, might have and must have + past participle

(“can’t, could, may, might ve must” olasılık belirtmek için —> can’t have, could have, may have, might have ve must have + geçmiş zaman ortacı)

eg. He can’t have seen us waving at him.  (Örnek : O bizi ona el sallarken görmüş olamaz. )

She could have had an accident. ( Bir kaza geçirmiş olabilir. )

He might have broken a window. ( Bir pencere kırmış olabilir.)

She must have run to get here on time. ( Buraya zamanında yetişebilmek için koşmuş olması gerekir. )

should and ought to —> should have and ought to have + past participle(Should ve ought to —> should have ve ought to have + geçmiş zaman ortacı)

eg. You should have checked the train timetable before you left. (Örnek : Yola çıkmadan önce tren hareket saatlerini incelemiş olman gerekirdi.)

INGILIZCE RELATIVE CLAUSES: DEFINING/ NON-DEFINING/ REDUCED – İLGI TÜMCELERI: TANIMLAYAN/ TANIMLAMAYAN – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Tanımlayan İlgi Tümceleri, konuşmacının bahsettiği şey yada kişi hakkında önemli bilgiler verir.

Defining Relative Clauses give important information about the thing or person the speaker is talking about.

eg That’s the woman who lives next door to me.(Örnek: Bu karşımdan oturan kadın.)

We use who or that for people.(Kişiler için “who” veya “that” kullanırız.)

eg. People who smoke often develop breathing problems. (Örnek: Sık sigara içen kişilerde nefes sorunları gelişir.)

We use that or which for things.(Nesneler için “that” veya “which” kullanırız.)

eg. The novel that I am reading is part of a trilogy.(Örnek: Okuduğum roman, bir üçlemenin parçası.)

We use whose for possessives. (İyelik bildiren sıfatlar için “whose” kullanırız.)

eg. That’s the girl whose mother is a ballet dancer.(Örnek: Annesi bale danscısı olan kız bu.)

We use where for places.(Mekanlar için “where” kullanırız.)

eg. This is the restaurant where we had our first date.(Bu ilk randevumuz için buluştuğumuz lokanta.)

We use when for times (Devirler için “when” kullanırız.)

eg. My grandmother lived at a time when women were expected to become either teachers or nurses.(Örnek: Büyük annem, kadınların ya öğretmen yada hemşire olmaları beklendiği bir dönemde yaşamıştı.)

NB: We don’t use commas with defining relative clauses.

(NOT: Tanımlayan ilgi tümceleri ile beraber virgül kullanmayız.)

We can’t use what as a relative pronoun. (“What” bir bağ zamiri olarak kullanılamaz.)

eg. The postcard that I sent arrived yesterday. NOT The postcard what I sent arrived yesterday.

(Örnek: Gönderdiğim kart postal dün ulaşmış.)

We can leave out who, that or which when these words aren’t the subject of the defining relative clause.

(“who, that or which” bu kelimeler eğer tanımlayan ilgi tümcelerinin özneleri değillerse, atlanabilirler.)

eg. Mary found the watch (that) I lost last week. —> that refers to the object of the relative clause. (Örnek: Mary geçen hafta kaybettiğim (o) saati buldu. —> burada “that” ilgi tümcesinin tümleçine atıfta bulunuyor.)

We never leave out whose in defining relative clauses. (Tanımlayan ilgi tümcelerinde “whose” atlanmaz.)

We can leave out where if we add a preposition at the end of the relative clause.(“Where” ilgi tümcesinin sonuna bir edat eklendiği vakit atlanabilir.)

eg. That’s the city where I was born. = That’s the city I was born in. (Örnek : Bu benim dünyaya geldiğim şehir. = Bu doğduğum şehir.)

We can leave out when if the time reference is clear.(Zaman referansının açık olduğu durumlarda “when” atlanabilir.)

eg. Next Tuesday is the day (when) my sister arrives. (Örnek: Gelecek Salı, kız kardeşimin (o zaman) varacak olacağı gün.)

Non-defining relative clauses (Tanımlamayan ilgi tümceleri)

Non-defining relative clauses add extra information that is not essential for the sentence to have meaning.(Tanımlamayan ilgi tümceleri, cümlenin anlamlı olabilmesi için gerekli olamyan ilave bilgiler eklerler.)

eg. I went to Japan in 1984, when I was 14 years old, as an exchange student. ( Örnek: 1984 yılında, 14 yaşında iken, değişim öğrencisi olarak Japonya’ya gitmiştim.)

Notice the sentence makes perfect sense with or without the non-defining relative clause.(Dikkat ederseniz cümle tanımlamayan ilgi tümcesi ile veya onsuz gayet anlamlı.)

I went to Japan in 1984 as an exchange student. (1984 yılında değişim öğrencisi olarak Japonya’ya gitmiştim.)

We don’t use that in non-defining relative clauses.(Tanımlamayan ilgi tümcelerinde “that” kullanmayız.)

We can’t leave out relative pronouns in non-defining relative clauses. (Tanımlamayan ilgi tümcelerinde bağ zamirini atlayabiliriz.)

We always use commas with non-definining relative clauses.(Tanımlamayan ilgi tümceleri ile beraber daima virgül kullanırız. )

NB: In non-defining relative clauses, who or which can also refer to a whole clause.

(NOT: Tanımlamayan ilgi tümcelerinde, “who” veya “which” ayrıca tüm bir tümceye atıfta bulunabilir.)

eg. The game of cricket lasts until every player is bowled out, which makes for a very long game!

(Örnek: Cricket oyunu tüm oyuncuların elenmesi anına kadar devam eder, bu da oyun süresini çok uzun kılar!)

which refers to the fact that the game of cricket lasts until every player is bowled out (“which” cricket oyununun tüm oyuncuların elenmesine kadar devam ettiği olgusuna atıfta bulunur)

Non-defining relative clauses are more common in written English than spoken English, especially in more formal types of writing.

(Tanımlamayan ilgi tümceleri sözlü İngilizceden çok yazılı İngilizcede yaygınlar, özellikle daha resmi türdeki yazılarda.)

Reduced relative clauses (Azaltılmış ilgi tümceleri)

When a defining relative clause contains a continuous or passive verb form, we can often leave out who, that or which and the auxiliary. These are called reduced relative clauses and are very common in spoken English.

(Bir tanımlayan ilgi tümcesi devamlı ve edilgen bir fiil şekli içerdiğinde, sıklıkla “who, that veya which” ve yardımcı fiili atlayabiliriz.Bunlara azaltılmış ilgi tümceleri denir ve konuşulan İngilizcede çok yaygınlar.)

eg. Everyone (who is) working in this office suffers from some kind of back pain.(ör. Bu ofiste (çalışan) herkes bir tür sırt ağrısından muzdarip.)

The trilogy (that was) written by Stieg Larsson has been made into a film. (Stieg Larsson tarafından yazılan üçlemenin filmi çekildi.)

INGILIZCE REPORTING VERBS – BILDIREN FIILLER – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

İfadeler (Statements)

say + (that) + clause (söylemek + (that) + tümce)

tell + object + (that) + clause (anlatmak + tümleç + (that) + tümce)

answer + (that) + clause (cevaplamak + (that) + tümce)

reply + (that) + clause (cevaplamak + (that) + tümce)

add + (that) + clause (eklemek + (that) + tümce)

Questions (Sorular)

ask + (object) + question word/ if/ whether + clause (sormak + (tümleç) + soru kelimesi/ if/ whether + tümce)

wanted to know + question word/ if/ whether + clause (bilmek istemek + soru kelimesi/ if/ whether + tümce)

wondered + question word/ if/ whether + clause (merak etti + soru kelimesi/ if/ whether + tümce)

Verbs that summarise what people say (Kişilerin söylediklerini özetleyen fiiller.)

verb + (that) (fiil + (that))

agree, complain, explain, insist, recommend, say, suggest

verb + object + (that) (fiil + tümleç + (that))

warn, assure, persuade, tell

verb + gerund (fiil + ulaç)

deny, admit, recommend, suggest

verb + preposition + gerund (fiil + edat + ulaç)

apologise, insist, object

verb + object + preposition + gerund (fiil + tümleç + edat + ulaç)

accuse, blame, congratulate, suspect

verb + infinitive (fiil + mastar)

refuse, agree, decide, demand, offer, promise, threaten

verb + object + infinitive (fiil + tümleç + mastar)

tell, ask, invite, order, remind, warn

INGILIZCE NARRATIVE VERB FORMS (INCL. PAST PERFECT CONTINUOUS) – ANLATI FIIL ŞEKILLERI (SÜREKLI MIŞ’LI) – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Anlatı fiil şekillerini hikaye anlatmak için kullanırız.

We use narrative verb forms to tell a story.

We use the Past Simple for completed actions in the past. We use it to tell the main events of the story in the order that they happened.

(Di’li Geçmiş Zamanı geçmişte tamamlanmış olan eylemler için kullanırız.Onu hikayenin başlıca olaylarını, oluş sıralarına göre anlatmak için kullanırız.)

eg. One day, he went for a walk in a forest and came across an abandoned house.(Örnek: Bir gün, yürüyüş için ormana gitti, ve yolda terk edilmiş bir evle karşılaştı.)

We use the Past Continuous for a longer action that was in progress when another action happened. (Sürekli Geçmiş Zamanı, başka bir eylem olurken devam eden daha uzun bir eylem için kullanırız.)

eg. While he was walking past the house, he heard a strange sound coming from it.(Örnek: Evin önünden geçerken, içinden gelen tuhaf bir ses duydu.)

We also use the Past Continuous for background information that isn’t part of the main story.(Sürekli Geçmiş Zamanı aynı zamanda, ana hikayenin parçası olmayan arka plan bilgileri içinde kullanırız.)

eg. That summer, Chris and his family were taking a holiday in Germany.(Örnek: O yaz, Chris ve ailesi Almanya’da tatil yapıyorlardı.)

NB: We also use the Past Continuous when two longer actions are happening at the same time.(NOT: Sürekli Geçmiş Zamanı ayrıca iki uzunca eylemin aynı zamanda meydana gelmesi durumunda da kullanırız.)

eg. Chris was taking a walk while his wife was cooking dinner.(Örnek: Karısı akşam yemeğini pişirirken, Chris yürüyüşe çıkmıştı.)

We often use when, while and as with the Past Continuous.(Sürekli Geçmiş Zamanda sıklıkla “when, while ve as” kullanırız.)

eg. The postman arrived as I was walking out the door.(Örnek: Postacı kapıdan çıkarken vardı.)

We don’t usually use while or as with the Past Simple.(Genellikle Di’li Geçmiş Zaman ile “while” veya “as with” kullanmayız. )

We usually use the Past Perfect Simple to talk about an action that was completed before another action in the past.(Yalın Miş’li Geçmiş Zamanı, geçmişteki başka bir eylemden önce tamamlanmış bir eylem hakkında konuşmak için kullanırız.)

eg. Before he left he had kissed his wife goodbye.(Örnek: Gitmeden önce eşine bir veda öpücüğü verdi.)

We usually use the Past Perfect Continuous for a longer action that started before another action in the past.(Yalın Miş’li Geçmiş Zamanı genellikle geçmişteki başka bir eylemden önce başlamış olan daha uzun bir eylem için kullanırız.)

eg.He had been walking for half an hour when the house appeared (Örnek: Ev göründüğünde, yarım saattir yürüyordu.)

NB: If the order of events is clear we don’t usually use the Past Perfect.(NOT: Olayların sıralaması açık ise eğer, genellikle Miş’li Geçmiş Zaman kullanmayız.)

eg. I had a shower, got dressed and went to work.(Örnek: Duş aldım, giyindim ve işe gittim.)

When we are telling a story and we have established the time, we can continue the story in Past simple or Past Continuous. We don’t have to continue using the Past Perfect.(Bir öykü anlattığımızda ve saatini tespit ettiğimizde, öyküyü anlatmaya Di’li Geçmiş Zaman veya Sürekli Geçmiş Zamanda devam edebiliriz. Miş’li Geçmiş Zamanı kullanmaya devam etmemiz gerekmez bu durumda.)

eg. A few years earlier I’d bought a ticket to South Africa to visit friends. A friend of mine was working on a safari there and I wanted to get some work experience. As soon as I stepped onto the plane… (Örnek: Birkaç yıl önce, bir arkadaşı ziyaret etmek için, Güney Afrika’ya bir bilet aldım.Bir arkadaşım orada bir Safari organizasyonunda çalışıyordu ve biraz çalışma tecrübesi edinmek istiyordum.Uçağa biner binmez…)

Past Perfect Simple (Yalın Miş’li Geçmiş Zaman)

FORM: Subject + had + past participle (ŞEKİL: Özne + had + geçmiş zaman ortacı)

eg. I had been to ten auditions before this one.(Örnek: Bundan önce on seçmeye katıldım.)

She hadn’t seen a tiger in the wild before.(Daha önce doğal ortamda bir kaplan görmemişti.)

Questions: (Question word) + had + subject + past participle

(Sorular: (Soru kelimesi) + had + özne + geçmiş zaman ortacı)

eg. Where had he left the car before he went to the concert?(Örnek: Konsere gitmeden önce arabayı nereye bıraktı?)

What had she done with the knife from the scene of the crime? (Suç olay yerindeki bıçakla ne yaptı?)

Past Perfect Continuous (Sürekli Miş’li Geçmiş Zaman)

FORM: Subject + had + been + verb + ing (ŞEKİL: Özne + had + been + fiil + ing)

eg. He had been trying to find his keys for days. (Örnek: Günlerden beri anahtarlarını bulmaya çalışıyor.)

He hadn’t been looking very hard.(O yeterince fazla aramadı.)

Questions: (Question word) + had + subject + been + verb + ing

(Sorular: (Soru kelimesi) + had + özne + been + fiil + ing)

eg. Where had he been walking for so long? (Örnek: Bu zamandan beri nereye yürüdü?)

What had she been doing all this time? (Tüm bu zamandan beri ne yaptı?)

NB: We can use by the time, when, because, so, before, after, as soon as and until to make sentences with the Past Perfect.

(NOT: ”By the time, when, because, so, before, after, as soon as ve until” Miş’li Geçmiş Zaman ile cümleler kurmak için kullanabiliriz.)

eg By the time we arrived, the film had already started. (ör. Vardığımızda, film başlamıştı bile.)

We don’t have to use the Past Perfect with because, so, before, after, as soon as or until because the order of events is usually clear.

(“Because, so, before, after, as soon as veya until” ile Miş’li Geçmiş Zaman kullanmamız gerekmiyor, çünkü olayların oluş sırası genellikle açıktır.)

eg. I (had) turned off the TV before i went to bed.(ör. Yatağa gitmeden önce televizyonu kapatmıştım.)

I waited until everyone (had) sat down at the table.(Herkesin masada yer almasını bekledikten sonra oturdum.)

We often use the Past Perfect after knew, realised, thought, forgot and remembered.(Miş’li Geçmiş Zaman çoğu zaman “knew, realised, thought, forgot ve remembered” den sonra kullanırız.)

eg. I thought you’d forgotten our anniversary.(ör. Yıldönümümüzü unuttuğunu sanmıştım.)

He realised he had left his laptop in the library. (O laptop’unu kütüphanede unuttuğunu bıraktığını fark etti.)

INGILIZCE REPORTED SPEECH – DOLAYLI ANLATIM – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Bir kişinin söylediğini bildirdiğimizde, fiil şekilleri genellikle bir fiil zaman kipi geçmişe gider.

When we report what someone said, the verb forms generally move one tense into the past.

eg. ” I don’t want to live in London anymore. I’m packing my things and I will take the first plane to Istanbul.”(Örnek : “Artık Londra’da yaşamak istemiyorum.Eşyalarımı topluyorum ve Istanbul’a hareket eden ilk uçağa bineceğim.” )

She said she didn’t want to live in London anymore and she was packing her things and would take the first plane to Istanbul.(Kendisi artık Londra’da’da yaşamak istemediğini ve eşyalarını toparlayarak Istanbul’a hareket eden ilk uçağa bineceğini söyledi.)

Verb forms change in the following way:(Fiil şekilleri aşağıdaki şekillerde değişirler:)

Direct speech —> Reported speech (Dolaysız anlatım —> Dolaylı anlatım)

Present Simple —> Past Simple (Geniş Zaman —> Di’li geçmiş zaman)

Present Continuous —> Past continuous(Şimdiki zaman —> Sürekli geçmiş zaman)

Present Perfect —> Past Perfect (Yakın Geçmiş Zaman —> Miş’li geçmiş zaman)

Past Simple —> Past Perfect (Di’li geçmiş zaman —> Miş’li geçmiş zaman)

Past Continuous —> Past Perfect Continuous (Sürekli Geçmiş Zaman—> Sürekli miş’li geçmiş zaman )

Past Perfect —> NO change (Miş’li Geçmiş Zaman —> Değişiklik YOK)

Past Perfect Continuous —> NO change (Miş’li Geçmiş Zaman —> Değişiklik YOK)

will —> would (istemek —> isterdim)

is going to —> was going to (gidiyor —> gidiyordu)

can —> could(yapılabilir —>yapılabilinirdi)

must —> had to(şart —> gerekiyordu)

-The modal verbs could, should, would, might and ought to don’t change in reported speech.(-Could, should, would, might ve ought to” gereklilik fiilleri dolaylı anlatımda değişmiyorlar.)

– Say doesn’t take an object while tell must take an object.(-“Say” fiilinin bir tümleç alması gerekmiyorken, “tell” in bir tümleç alması gerekiyor.)

eg. She said (that) she was going to… NOT She said me (that) she was…(Örnek : O…gideceğini söyledi )

She told me (that) she was going to… NOT She told (that) she was…

-The Past Simple and the Past Continuous don’t have to change tense in reported speech, but they can.(-Di’li Geçmiş Zaman ve Sürekli Geçmiş Zaman’ın dolaylı anlatımda fiil zaman şekillerini değiştirmeleri gerekmiyor, fakat değiştirebilirler.)

-If what the person says is still true or relevant now, we often don’t change tenses.(-Kişinin söylediği halen doğru ve alakalılığını koruyor ise eğer, çoğu zaman fiil zaman şekillerini değiştirmiyoruz.)

eg. “Smoking is not allowed inside the building” (Örnek : “Binanın içinde sigara içilmesine izin verilmiyor”)

She said smoking is not allowed inside the building.(Kendisi binanın içinde sigara içilmesine izin verilmediğini söyledi.)

-If the reporting verb is in the present tense, then there is no change in tense. (Eğer bildiren fiil şimdiki zamanda geçiyorsa, bu durumda fiil zaman şeklinde bir değişiklik meydana gelmez.)

eg. Dad says I can go to the party tonight if I finish my homework first.(Örnek : Babam önce ev ödevimi bitirirsem bu akşamki partiye gidebileceğimi söylüyor.)

-We sometimes change time expressions in reported speech: (-Dolaylı anlatımda bazen zaman ifadesini değiştiriyoruz:)

tomorrow —> the next day (yarın —> ertesi gün)

next Monday —> the following Monday (gelecek Pazartesi —> ertesi Pazartesi)

last month —> the month before (geçen ay —> bundan önceki ay)

Reported Questions (Dolaylı Sorular)

In reported questions, the word order is the same as in positive sentences.(Dolaylı sorularda, kelime sıralaması olumlu cümlelerdeki ile aynıdır.)

FORM: (He) asked (me)/wanted to know + question word/ if/ whether + subject + verb

(ŞEKİL: (O bana) sordu/bilmek istedi + soru kelimesi/ if/ whether + özne + fiil)

eg. He asked me if I wanted to dance. (Örnek :O bana dans edip istemediğimi sordu.)

She asked him where the nearest station was.(O ona en yakın istasyonun nerede olduğunu sordu.)

He asked her what her name was.(O ona isminin ne olduğunu sordu.)

We use if or whether when we report questions without a question word.(“If” veya “whether” soru kelimesiz sorular bildirdiğimiz zaman kullanırız.)

eg. “Did you see Tom last week?” —> He asked me if I saw Tom last week.(Örnek : “Tom’u geçen hafta gördün mü?” —> O bana Tom’u geçen hafta görüp görmediğimi sordu.)

“Have you been to Hong Kong?” —> She asked me if I’d been to Hong Kong.(“Hong Kong’a gittin mi hiç?” —> O bana hiç Hong Kong’a gidip gitmediğimi sordu.)

We don’t use the auxiliaries do, does or did in reported questions.(Dolaylı sorularda do, does veya did yardımcı fiillerini kullanmayız.)

eg. “How did you get to Ankara?” —> He asked me how I got to Ankara.(Örnek : “Ankara’ya nasıl gittin?” —> O bana Ankara’ya nasıl gittiğimi sordu.)

” What did you do there?” —> He asked me what I did there.(“Orada ne yaptın?” —> Bana orada ne yaptığımı sordu.)

To report imperatives we use: told + object + infinitive with to (Buyrum kipleri bildirmek için: told + tümleç + “with to” ile mastar kullanırız)

eg. “Open the door” —> He told me to open the door. (Örnek : “Kapıyı aç” —> O bana kapıyı açmamı söyledi.)

To report requests we use: asked + object + infinitive with to (Talepleri bildirmek için: asked + tümleç + “with to” ile mastar kullanırız.)

eg. “Can you open the door for me?” —> He asked me to open the door for him. (Örnek : “Benim için kapıyı açabilirmisin acaba?” —> Onun için kapıyı açıp açamıyacağımı sordu.)

INGILIZCE LINKERS – BAĞLAYICILAR – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Belirli kelimeleri, fikirleri mantıklı bir sebep ve tezat oluşturmak amacı için bağlayıcı olarak kullanırız.

We use particular words for connecting ideas for reason and contrast.

Reasons: because, due to, as, because of, since (Sebepler: because, due to, as, because of, since)

Contrast: however, apart from/ except for, instead of, despite/in spite of, whereas, even though/ although, nevertheless (Tezat : however, apart from/ except for, instead of, despite/in spite of, whereas, even though/ although, nevertheless)

Because, however, whereas, as, since, even though/ although and nevertheless are followed by a clause.(“However, whereas, as, since, even though/ although and nevertheless” bir tümce tarafından takip edilirler.)

eg. …whereas living in the city makes for a shorter commute.(Örnek: …buna karşın şehirde yaşamak, işe gitmek için daha kısa süreli bir yolculuk gerektirir.)

…because life is lived at a faster pace.(…çünkü hayat daha hızlı bir tempoda yaşanıyor.)

Apart from/ except for, instead of, despite/ in spite of, due to, and because of are followed by a noun or gerund ( verb + ing).

(“Apart from/ except for, instead of, despite/ in spite of, due to, ve because of” bir isim veya ulaç tarafından ( fiil + ing ) takip edilirler.)

eg. Apart from being a talented footballer, he is also …(Örnek: Yeteknekli bir futbolcu olması dışında, ayrıca…)

… despite having four children. (… dört çocuğu olmasına rağmen.)

Due to and because of are more commonly followed by a noun rather than a gerund.(“Due to” ve “because” daha yaygın olarak bir ulaç’tan çok bir isim tarafından takip edilirler.)

eg. Due to a decline in numbers… (Örnek: Sayılardaki düşüş nedeniyle …)

… because of the effects of the oil spill.(… çünkü petrol sızıntısının etkilerinden dolayı.)

NB: We use however and nonetheless to contrast two sentences and usually put these words at the beginning of the second sentence.

 

(NOT: “However ve nonetheless” iki cümle arasında bir tezat oluşturmak için kullanır, ve genellikle bu kelimeleri ikinci cümlenin başına yerleştiririz.)

 

eg. Mobile phones are said to emit radiation. However, it is common for people of all ages to use them. (Örnek: Cep telefonlarının radyasyon yaydıkları söylenir.Bununla birlikte her yaştan insan onları yaygın olarak kullanır.)

We use the other words and phrases listed above to contrast two clauses in the same sentence and usually put them at the beginning or in the middle of the sentence.

 

(Yukarıda listelenmiş olan başka kelime ve tabirleri aynı cümledeki iki tümceyi mukayese etmek için kullanır ve genellikle onları cümlenin başı veya ortasına koyarız.)

eg. Although it had been a long day, we made a lot of progress.(Örnek: Uzun bir gün olmasına rağmen, çok ilerleme kaydedebildik.)

 

We made a lot of progress, although it had been a long day.(Çok ilerleme kaydedebildik, uzun bir gün olmasına karşın.)

INGILIZCE FUTURE PERFECT – GELECEKTE BITMIŞLIK – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Gelecekte Bitmişlik zaman şeklini, gelecekte bir zaman noktasından önce bitirilmiş olacak bir eylem için kullanırız.

We use the Future Perfect to talk about an action that will be completed before a point in time in the future.

FORM: Subject + will + have + past participle (ŞEKİL: Özne + will + have + geçmiş zaman ortacı)

eg. I’ll have finished the meeting by 5 o’clock.(Örnek : Toplantıyı saat beşe kadar bitirmiş olacağım.)

 

We’ll have driven 500km by the time we get there.(Oraya varana kadar 500km yol katedmiş olacağız.)

 

I’ll have left the country by the time you arrive.(Senin geldiğin zamana kadar, ben ülkeyi terk etmiş olacağım.)

We often use by with the Future Perfect to mean before this time. (Sık olarak Gelecekte Bitmişlik zaman şekli ile beraber, bu zamandan önce anlamında, “by” kullanırız.)

Phrases that are commonly used with the Future Perfect are:(Gelecekte Bitmişlik ile beraber sıkça kullanılan cümle dizilimleri aşağıdaki gibidir:)

by dinner time/ two o’clock (akşam yemeği vaktine doğru/ saat iki)

 

by the end of the day/ month/ week/year (günün/ ayın/ haftanın/ yılın sonuna doğru)

 

by the time we get there/ get home/ I’m forty/ I finish work(oraya varmış olduğumuzda/ eve varmak/ ben kırk yaşındayım/ işi bitiririm)

 

by this time next week/ tomorrow/ next year(gelecek hafta/ yarın/ gelecek sene bu zamana doğru)

INGILIZCE THIRD CONDITIONAL – ÜÇÜNCÜ ŞART KIPI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Üçüncü Şart Kipini geçmişteki hayali durumlar hakkında konuşmak içim kullanırız.Genellikle onlar gerçekten olanın tersidir.

We use the third conditional to talk about imaginary situations in the past. They are often the opposite of what has actually happened.

FORM: If + subject + past perfect(if clause), subject + would + have + past participle(main clause)

(ŞEKİL: If + özne + miş’li geçmiş zaman(if tümcesi), özne + would + have + geçmiş zaman ortacı(ana tümce))

eg If he hadn’t worn a bullet-proof vest, he would have been shot dead. (He did wear a vest and he wasn’t shot dead)

(Örnek: Kurşun geçirmez yelek taşımız olmasaydı eğer, vurulup ölmüş olacaktı. (O bir kurşun geçirmez yelek kullandı ve bundan dolayı vurulup ölmedi))

If I had studied for the exam, I would have passed. ( I didn’t study and I didn’t pass)(Sınav için çalışmış olsaydım, onu geçmiş olacaktım. (Çalışmadım ve geçemedim))

We can use could and might in the main clause to mean “would perhaps”(“Could ve might” ana tümcede “belki olabilir” anlamında kullanılabilir.)

If I had studied for the exam, I might have passed.(Sınav için çalışmış olsaydım, onu geçmiş olabilirdim.)

If It had been me, I might have called the police.(Ben olsaydım, polisi çağırmış olabilirdim.)

The if clause can be first or second in the sentence. (“If” tümcesi cümlede ilk veya ikinci sırada yer alabilir.)

NB: We make questions in the third conditional with: (Question word) +would +subject + have + past participle… +if + subject + past perfect simple?

(NOT: Üçüncü şart kipinde şu şekilde sorular sorarız: (Soru kelimesi) + would + özne + have + geçmiş zaman ortacı… +if + özne + yalın miş’li geçmiş zaman? )

eg. What would you have done if you’d seen him? (Örnek: Onu görseydin ne yapardın?)

We can also use imagine and suppose instead of if in third conditional questions.(Üçüncü şart kipi sorularındaki “if” yerine “imagine” ve “suppose” de kullanabiliriz.)

eg. Imagine you’d seen him, what would you have done?(Örnek: Hayal et ki onu gördün, ne yapardın bu durumda?)

INGILIZCE PASSIVE FORMS WITH HAVE AND GET – HAVE VE GET ILE EDILGEN ŞEKILLER – TÜRKÇE KONU AANLATIMI

Edilgen have + tümleç + geçmiş zaman ortacı şeklini, başka kişilere bizim için yapmaları için ödemede bulunduğumuz bir şey hakkında konuşmak için kullanırız.

We use the passive form have + object + past participle to talk about something we pay other people to do for us.

eg. I had my windows cleaned this morning.( Örnek : Bu sabah pencerelerimi temizlettim.)

We use get + object + past participle when it was difficult to get something done.(“Get + tümleç + geçmiş zaman ortacı, bir şeyin yaptırılması zor olduğu durumlarda kullanırız.)

eg. After much trying, he finally got a record deal signed.(Örnek : Bir çok denemeden sonra, nihayet bir albüm anlaşması imzaladı.)

We use get + past participle for things that happen by accident or unpleasant things that happen to us.(Get + geçmiş zaman ortacını, kazaren olan veya başımıza gelen tatsız şeyler için kullanırız.)

eg. Some glasses got broken when we were packing.(Örnek : Paketlerken bazı camlar kırıldı.)

My wallet got stolen at the concert last night.(Cüzdanım geçen geceki konser sırasında çalındı.)

INGILIZCE SECOND CONDITIONAL: ALTERNATIVES FOR ‘IF’ – İKINCI ŞART KIPI: ‘IF’ İÇIN ALTERNATIFLER – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

İkinci şart kipini şimdiki zaman ve gelecekteki hayali durumlar kakında konuşmak için kullanırız.

We use the second conditional to talk about imaginary situations in the present or future.

FORM: If + subject + past simple(if clause), subject + would + infinitive(main clause)

(ŞEKİL: If + özne + di’li geçmiş zaman(if tümcesi), özne + would + mastar(ana tümce))

For example: (Örneğin: )

If I won the lottery, I’d travel around the world.(not likely) (Piyangoda kazanırsam, dünya turuna çıkacağım.(pek ihtimali yok))

If she didn’t work so hard, she wouldn’t feel so exhausted.(she does work hard) (Bu kadar sıkı çalışmasa, bu derece bitkin hissetmezdi kendini.(o sıkı çalışıyor))

If we lived in Tokyo, we would live in a small apartment. (We probably won’t) (Tokyo’da yaşıyor olsaydık, küçük bir apartman dairesinde yaşıyor olacaktık.(Belki orada yaşamayacağız))

We can use could or might in the main clause instead of would to mean “would perhaps”. (Ana tümcede “belki olabilir” anlamında “would” yerine “could” veya “might” kullanabiliriz.)

eg. If the police caught me, I could deny everything. (ör. Polis beni yakalarsa eğer, her şeyi inkar edebilirim.)

If I really needed the money, I might keep it.(Paraya gerçekten ihtiyacım olsaydı, onu vermeyebilirdim.)

NB: Even if= it doesn’t matter if the situation in the if clause exists or not.

(NOT: Even if=it doesn’t matter, “if” tümcesindeki durumun var olup olmamasına bağlıdır. (?))

eg. I’d go to the party, even if I had to dress up.(Örnek: Partiye gideceğim, değişik giyinip süslenmem gerekse bile.)

In second conditionals we can say If I/he/she/it was… or If I/he/she/it were… (İkinci şart kipinde “If I/ he/she/it was… or If I/he/she/it were…” diyebiliriz.)

eg. If I was/were rich, I’d buy a house in London. (Örnek: Ben zengin olsaydım, Londra’da bir ev alırdım.)

Alternatives for If (“If” İçin Alternatifler)

We can use other words to replace if in conditionals.(Şart kiplerinde “if” in yerine koymak için başka kelimeler kullanabiliriz.)

Provided/ as long as = only if this happens (Provided/ as long as = only if this happens = sadece bu olursa)

eg. Provided you cleaned up afterwards, I’d let you have a party at my house.(Örnek: Sonradan senin ortalığı temizlemen şartı ile, benim evimde bir parti düzenlemene izin vereceğim.)

I’d tell you about it as long as you promised to keep it a secret.(Bana bunu bir sır olarak saklayacağını söz vermen şartı ile, sana olayı anlatacağım.)

Assuming = accepting that something is true. (Assuming = Bir şeyin doğru olduğunu varsaymak)

eg. Assuming the restaurant was affordable, I’d invite my friends there for lunch. (Örnek: Lokantanın makul fiyatlar sunduğunu varsayarsam, arkadaşlarımı oraya öğle yemeğine davet etmek isterdim.)

Imagine/Suppose = picture what something could be like in your mind (Hayal etmek/Sanmak = zihninizde bir şeyin nasıl olabileceğinin resmini yapmak)

We can use these words as an alternative for if in questions. (Bu kelimeleri “if” sorularına alternativ olarak kullanabiliriz.)

eg. Suppose you found a wallet full of money on the street, would you keep it?(Örnek: Sokakta para dolusu bir cüzdan bulduğunuzu varsayalım, onu alırmıydınız?)

Imagine you won a trip for two to Bali, would you take your mum?(Bali’ye iki kişilik bir gezi kazandığınızı hayal edin, annenizi yanınızda götürürmüydünüz?)

NB: We can use these alternatives for if in other conditionals to talk about real situations.(NOT: “if” yerine bu alternatifleri, başka şart kiplerinde, gerçek durumlar hakkında konuşmak için kullanabiliriz.)

eg. I’ll see you at 8pm, provided I don’t have to work late. (Örnek: Senin ile saat 20:00’de görüşürüz, geç saate kadar çalışmamın gerekmemesi koşulu ile.)

We’ll take a short trip to Melbourne, as long as it’s not too expensive.(Çok pahalı olmaması koşulu ile, Melbourne’e kısa bir gezi yapacağız.)

Let’s go to that nice cafe on the corner, assuming it’s still in business.(Haydi, köşedeki hoş kafeye gidelim, daha açık olduğunu varsayarak.)

We can say provided or providing and suppose or supposing.(“Provided veya providing” ve “suppose veya supposing” diyebiliriz.)

We can also use unless in conditionals to mean if not. (Şart kiplerinde ayrıca “değilse ” anlamında “unless” kullanabiliriz.)

eg. I wouldn’t work all weekend unless I really had to. (Örnek:Tüm haftadonu boyunca çalışmak istemezdim, gerçekten lüzumlu değilse.)

Unless I knew the streets well, I wouldn’t drive in the city.(Caddeleri iyi bilmedikten önce, şehirde araba kullanmazdım.)

INGILIZCE THE PASSIVE – EDILGEN ŞEKIL – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Edilgen şekli, bir eylemi gerçekleştiren kişi veya şeyden çok, o eylemin kendisi ilgimizi çektiği zaman kullanırız.Edilgen şekli çoğu zaman, eylemi kimin veya neyin yaptığını bilmediğimiz durumlarda kullanırız.

We use the Passive when we are more interested in the activity being done than the person or thing that performs the action. We often use the Passive when we don’t know who or what does the action.

eg. The building was vandalised overnight. (Örnek : Bina gece tahrip edildi.)

In passive structures we can use by + the agent to say who or what does the action when it is important or unusual information.(Edilgen yapılarda “by + yapıcıyı”, önemli veya alışık olunmayan bir bilgi ise eğer, eylemi kimin veya neyin yaptığını söylemek için kullanabiliriz.)

eg. The gowns on display at the museum were all worn by Princess Diana.(Örnek : Müzedeki sergilenen elbiselerin hepsi Prenses Diana tarafından giyilmişti.)

Passive Verb Form (Edilgen Fiil Şekilleri)

Present simple —> am/ is/ are + past participle (Geniş Zaman —> am/ is/ are + geçmiş zaman ortacı)

Present Continuous —> am/ is/ are being + past participle (Şimdiki Zaman —> am/ is/ are being + geçmiş zaman ortacı)

Past Simple —> was/ were + past participle (Di’li geçmiş Zaman —> was/ were + geçmiş zaman ortacı)

Past Continuous —> was/ were being + past participle (Sürekli Geçmiş Zaman —> was/ were being + geçmiş zaman ortacı)

Present Perfect Simple —> have/ has been + past participle(Yalın Yakın Geçmiş Zaman —> have/ has been + geçmiş zaman ortacı)

Past Perfect Simple —> had been + past participle(Yalın Miş’li Geçmiş Zaman —> had been + geçmiş zaman ortacı)

be going to —> am/ is/ are going to + past participle(be going to —> am/ is/ are going to + geçmiş zaman ortacı)

NB: We don’t use the Present Perfect Continuous and Past Perfect Continuous in the passive!

(NOT: Devam eden Yakın Geçmiş Zaman ve Sürekli Miş’li Geçmiş Zamanı edilgen şekilde kullanmayız!)

Other Passive Structures (Diğer Edilgen Yapılar)

-After verbs followed by a gerund we use being + past participle.(-Fiilleri takip eden ulaçdan sonra “being + geçmiş zaman ortacı” kullanırız.)

eg. Some people enjoy being told what to do.(Örnek : Bazı kişiler ne yapmaları gerektiğinin söylenmesinden hoşlanırlar. )

-After verbs followed by the infinitive with to we use to be + past participle.(-Fiilleri takip eden “to” lu mastarlardan sonra “to be + geçmiş zaman ortacı” kullanırız.)

eg. Children need to be brought up in a loving environment.(Örnek: Çocuklar sevgi dolu bir ortamda büyütülmelidirler.)

-After prepositions we use being + past participle.(-Edatlardan sonra “being + geçmiş zaman ortacı” kullanırız.)

eg. She dreams of being chosen to represent Australia in the Olympics.(Örnek : O Avustralya’yı Olimpiyatlarda temsil etmek için seçilmeyi hayal ediyor.)

-After the first/ second/ last (+noun) we use to be + past participle.(- First/ second/ last (+isim)’den sonra, “to be + geçmiş zaman ortacı” kullanırız.)

eg. The first events to be announced were the acrobats and the clown show.(Örnek : Anons edilen ilk etkinlikler akrobatlar ve palyaço gösterisi idi.)

-After have to and used to we use be + past participle.(-“Have to” ve “used to” dan sonra “be + geçmiş zaman ortacı” kullanırız.)

eg. The graduation party had to be called off due to bad weather.(Örnek : Mezuniyet partisinin kötü havadan dolayı iptal edilmesi gerekti. )

-After modal verbs we use be + past participle.(-Gereklilik fiillerinden sonra “be + geçmiş zaman ortacı” kullanırız.)

eg. All tickets must be collected 30 minutes before the show.(Örnek : Tüm biletler gösteriden 30 dakika önce toplanmalılar.)

INGILIZCE BE USED TO/ GET USED TO – ALIŞKIN OLMAK/ ALIŞMAK – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

“Be used to” artık alışkın veya aşina olduğumuz ve bize artık yabancı gelmeyen şeyler hakkında konuşmak için kullanılır.

We use be used to to talk about things that we have become accustomed to or familiar with and are no longer strange to us.

eg. I’m used to getting up at 6am every day. (Örnek: Her gün sabah saat 6:00’da kalkmaya alışkınım.)

We use get used to to talk about things that we become accustomed to or familiar with over a period of time.

“Get used to” belirli bir zaman diliminden sonra artık alışkın veya aşina olduğumuz ve bize artık yabancı gelmeyen şeyler hakkında konuşmak için kullanılır.

eg. I’m slowly getting used to living in London. (Örnek: Yavaşça Londra’da yaşamaya alışıyorum)

After be used to and get used to we use verb + ing, a noun or a pronoun.(“Used to” ve “get used to” dan sonra fiil + ing,bir isim veya bir zamir kullanırız.)

eg. I am used to the noise of the traffic.(Örnek: Trafiğin gürültüsüne alışığım.)

I’m getting used to working at night. (Gece vakti çalışmaya alışıyorum.)

I am getting used to it. (Buna alışıyorum)

Be used to and get used to can be used in any verb form.(“Be used to” ve “get used to” herhangi bir fiil şeklinde kullanılabilirler.)

eg. I haven’t got used to it yet. (Örnek: Daha bu duruma alışamadım.)

I’ll never get used to it. (Hiçbir zaman bu duruma alışamayacığım.)

I wasn’t used to living in such a crowded city. (Bu kadar kalabalık bir şehirde yaşamaya alışkın değildim.)

NB: The form of used to in be/ get used to doesn’t change in questions or negatives.

(NOT: “Used to in be/ get used to” nun şekli sorularda veya menfi anlamlarda değişmiyor.)

eg. Are you used to it? NOT Are you use to it? (Örnek: Buna alışkın mısın?)

Used to or Be/ Get Used to? (Alışkın olmak veya Alışmak mı?)

I used to live in Australia. ( I lived in Australia in the past, but I don’t live there now) (Avustralya’da yaşıyordum. (Ben geçmişte Avustralya’da yaşıyordum, ancak şu anda orada yaşamıyorum))

I’m used to living in Istanbul. ( I live in Istanbul now and I am accustomed to it) (Istanbul’da yaşamaya alışkınım. (Şu anda Istanbul’da yaşıyorum ve buna alışkınım))

INGILIZCE WISHES – DILEKLER – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Şimdiki Zamandaki Dilekler

Wishes in the Present

We use wish + Past Simple to make wishes about states.(“Wish + Di’li Geçmiş Zamanı” durumlar hakkında dileklerde bulunmak için kullanırız.)

eg I wish I knew when my sister was coming.(Örnek : Kız kardeşimin ne zaman geleceğini bilmek isterdim.)

We use wish + Past Continuous to make wishes about actions in progress.(“Wish + Sürekli Geçmiş Zamanı” devam eden eylemler hakkında dileklerde bulunmak için kullanırız.)

eg. I wish I was learning English faster.(Örnek : İngilizceyi daha hızlı öğrenmeyi dilerdim.)

We use wish + could + infinitive to make wishes about abilities or possibilities.(“Wish + could + mastarı” yetenekler ve olasılıklar hakkında dileklerde bulunmak için kullanırız.)

eg. I wish I could speak Turkish.(Örnek : Türkçe konuşmayı dilerdim.)

We use wish + would + infinitive to make wishes about things that we would like to change. This is often used to show annoyance or frustration about things outside our control. (“Wish + would + mastarı” değiştirmek istediğimiz şeyler hakkında dileklerde bulunmak için kullanırız.)

eg. I wish you’d stop smoking. (Örnek : Senin sigara içmeyi bırakmanı dilerdim.)

Hope (Ümit)

We use I hope… to talk about things that we think might happen in the future.I hope… is followed by a clause.

(“Hope”… gelecekte olmasının olası olduğunu düşündüğümüz şeyler hakkında konuşmak için kullanırız.“I hope”… bir tümce tarafından takip edilir.)

eg. I hope you get good results. (It’s a possibility) (Örnek :Senin iyi sonuçlar almanı ümit ederim. (Bu bir olasılık))

Wishes about the Past (Geçmiş hakkında Dilekler)

We often use wish + Past Perfect Simple to make wishes about the past. These wishes are used to express regret about something that happened.

(Sıkça “wish + Yalın Miş’li Geçmiş Zamanı” geçmiş hakkında dileklerde bulunmak için kullanırız.Bu dilekler, meydana gelmiş bir şey hakkındaki pişmanlığı ifade etmek için kullanılır.)

eg. I wish the class hadn’t run late. Now I’ve missed my bus. (Örnek : Dersin geç bitmemiş olmasını dilerdim.Şimdi otobüsümü kaçırdım.)

We can also use should/shouldn’t have + past participle to express regret about something in the past. (Ayrıca “should/shouldn’t”ı “have + geçmiş zaman ortacını”, geçmişte meydana gelmiş bir şey hakkındaki pişmanlığı ifade etmek için kullanabiliriz.)

eg. She should have trained harder before she entered the competition. (Örnek : Yarışmaya katılmadan önce daha sıkı çalışmalıydı.)

INGILIZCE PRESENT AND PAST HABITS – MEVCUT VE GEÇMIŞ ALIŞKANLIKLAR – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Mevcut Alışkanlıklar, Tekrar Edilen Eylemler ve Durumlar

Present Habits, Repeated Actions and States

We use the Present Simple to talk about present habits, repeated actions and states.

(Geniş Zamanı mevcut alışkanlıklar, tekrarlanan eylemler ve durumlar hakkında konuşmak için kullanırız.)

eg. I go to the gym three times a week. (Örnek : Jimnastik salonuna haftada üç sefer giderim.)

We often use the Present Continuous with always to talk about present habits and repeated actions that annoy us or happen more than usual.

(“Always” ile Şimdiki Zamanı sıklıkla mevcut alışkanlıklar ve bizi rahatsız eden ve olağandan daha sık oluşan tekrarlanan eylemler hakkında konuşmak için kullanırız.)

eg. She’s always telling me what to do.(Örnek: O bana sürekli ne yapmam gerektiğini söylüyor)

We can use will + infinitive to talk about repeated and typical behaviour in the present. We don’t usually use this verb form with state verbs for this meaning.

(“Will + mastarı” şimdiki zamanda meydana gelen tekrarlı ve tipik davranışlar hakkında konuşmak için kullanırız.Genelde bu fiil şeklini bu anlamda, durum belirten fiilleri ile baraber kullanmayız.)

eg. Every morning when I wake up, I’ll have a freshly squeezed orange juice and some muesli.(Örnek: Her sabah uyandığımda, taze sıkılmış bir portakal suyum ve biraz yulafım olur.)

NB: To show criticism, we stress the uncontracted form of will. (NOT: Eleştiri göstermek için, “will” in kısaltılmamış şeklini vurgularız.)

eg. She will leave her clothes on the floor all the time! (Örnek : O elbiselerini her zaman zeminde bırakacak!)

Past Habits, Repeated Actions and States (Geçmiş Alışkanlıklar, Tekrar Edilen Eylemler ve Durumlar)

We use the Past Simple and used to + infinitive to talk about past habits, repeated actions and states. (Geniş Zaman ve “used to + mastar” geçmiş alışkanlıklar, tekrarlanan eylemler ve durumlar hakkında konuşmak için kullanırız.)

eg. I played a lot of football when I was a child.(Örnek: Bir çocuk iken, çok futbol oynadım.)

We used to swim in the river when we visited our cousins. (Kuzenlerimizi ziyaret ettiğimizde nehirde yüzerdik.)

NB: We make negative sentences with used to with: subject + didn’t + use to + infinitive (NOT: Menfi bir cümleyi, ” used to with: özne + didn’t + use to + mastar” ile kurarız.)

eg. I didn’t use to like sport at school. (Örnek: Okulda spor dersini pek sevmezdim.)

We can also make negative sentences with never used to.(Never used to” ile de menfi cümleler kurabiliriz.)

eg. She never used to cook before she was married.(Örnek : Evlenene kadar yemek pişirmeye alışık değildi.)

We make questions with used to with: (Question Word) + did + subject + use to + infinitive

eg. Which subjects did you use to like at school? (Örnek: Okulda hangi dersleri severdin?)

“Used to” ile cümleleri şunlar ile kurarız: (Soru Kelimesi) + did + özne + use to + mastar

We can use would + infinitive to talk about past habits and repeated actions. We don’t usually use this verb with state verbs. (“Would + mastarı” geçmiş alışkanlıklar ve tekrarlanan eylemler hakkında konuşmak için kullanabiliriz.Genellikle bu fiilleri durum fiilleri ile birlikte kullanmayız.)

eg. When I was a teenager I’d go fishing with my friends every weekend. (Örnek: Daha ergen yaştayken, her hafta sonu arkadaşlarımla balık tutmaya giderdik.)

NB: We don’t use used to + infinitive or would + infinitive for something that only happened once.

(NOT: “Used to + mastarı” veya “would + mastarı” sadece bir sefer olan bir şey ile ilgili olarak kullanmayız.)

eg. I moved to Istanbul in 2009. NOT I used to/ would move to Istanbul in 2009. (Örnek : Istanbul’a 2009 yılında taşındım.)

We often start describing past habits with used to and continue with would + infinitive. (Sıklıkla geçmiş alışkanlıklar hakkında tarif yapmaya “used to” ile başlar ve “would + mastar” ile devam ederiz.)

eg. I used to get up at 6am, then I’d buy breakfast at the cafe downstairs. After that I’d eat it on the ferry on my way to work. (Örnek : Eskiden sabah saat 6:00’da kalkar, sonra aşağıdaki kafeden kahvaltılık alırdım.Bundan sonra yolda işe giderken, onu vapurda yerdim.)

INGILIZCE PRESENT PERFECT SIMPLE VS PRESENT PERFECT CONTINUOUS – DEVAM EDEN YAKIN GEÇMIŞ ZAMANA KARŞIN – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Yakın Geçmiş Zamanı, geçmiş ve geleceği birbirine bağlayan şeyler hakkında konuşmak için kullanırız.

We use the Present Perfect to talk about things that connect the past and the present.

We use the Present Perfect Simple:(Yalın Miş’li Geçmiş Zamanın kullanım şekilleri:)

– for experiences in our lives up to now (-şu ana kadarki hayatımızdaki tecrübeler için)

eg. I’ve met people from all over the world in my job. (Örnek : İşimde dünyanın her yerinden olan kişiler ile tanıştım.)

– for states that started in the past and continue in the present.(-geçmişte başlamış ve şimdiki zamanda da devam eden durumlar için.)

eg. My parents have been married for 47 years.(Örnek : Annem ve babam 47 seneden beri evliler.)

– for completed actions that happened recently, but we don’t say when.(-tamamlanmış olan eylemler için, ancak ne zaman olduğunu söylemeyiz.)

eg. I’ve just got back from my holiday. (Örnek : Tatilimden daha yeni döndüm.)

– with superlatives (-üstünlük dereceleri ile)

eg. She’s the most beautiful girl I’ve ever seen. (Örnek : O gördüğüm en güzel kız.)

– to talk about change (-değişiklik hakkında konuşmak için)

eg. The former small, country town has become a bustling city almost overnight. (Örnek : Eski küçük, taşra kasabası neredeyse bir gecede hareketli bir şehri haline geldi.)

We use the Present Perfect Continuous: (Devam eden Yakın Geçmiş Zamanın kullanım şekilleri:)

– for longer actions that started in the past and continue in the present.(-geçmişte başlamış olup, şimdiki zamanda devam eden uzun süreli eylemler için.)

eg. I have been living in Bangkok for almost five years.( Örnek : Yaklaşık beş seneden beri Bangkok’da yaşıyorum.)

– for longer actions that have recently finished, but have a result in the present.(-daha yeni bitmiş, ama sonucu şimdiki zamanda oluşmuş olan uzun süreli eylemler için.)

eg. I’ve been running up and down the stairs serving customers all day and now I’m exhausted.(Örnek : Bütün gün boyunca müşterilere hizmet etmek için merdivenleri inip çıktım, ve şimdi yorgunum.

– for actions that happened repeatedly in the past and still happen in the present. (-tekrarlı olarak geçmişte ve halen şimdiki zamanda da olan eylemler için. )

eg. We’ve been coming to this beach every summer for almost 20 years. (Örnek : Bu plaja yaklaşık 20 seneden beri her yaz geliriz.)

Simple or Continuous? (Yalın veya Devamlı?)

We use the Present Perfect Continuous to emphasise the action we’ve been doing:(Devam eden Yakın Geçmiş Zamanı yaptığımız eylemi vurgulamak için kullanırız:)

eg. I’ve been cleaning the house.(Örnek : Ben evi temizliyorum.)

We use the Present Perfect Simple to say an action has been completed. (Yalın Yakın Geçmiş Zamanı bir eylemin tamamlandığını belirtmek için kullanırız.)

eg. I’ve cleaned the house. (Örnek : Ben evi temizledim.)

We often use Present Perfect Simple with verbs that describe short actions: break, start, find, lose, buy, stop, finish…

(Yalın Yakın Geçmiş Zamanı, kısa eylemleri tarif eden fiiller ile birlikte kullanırız: break, start, find, lose, buy, stop, finish…)

We often use the Present Perfect Continuous wth verbs that describe longer actions: learn, study, rain, try, play, read, wait…

(Devam eden Yakın Geçmiş Zamanı daha uzun eylemleri tarif eden fiiller ile kullanırız: learn, study, rain, try, play, read, wait…)

We usually use the Present Perfect Continuous to talk about how long something has been happening.

(Genelde Devam eden Yakın Geçmiş Zamanı, bir şeyin ne zamandan beri devam ettiği üzerinde konuşmak için kullanırız.)

eg. I have been studying English for 5 years.(Örnek : 5 seneden beri İngilizce öğreniyorum.)

We usually use the Present Perfect Simple to talk about how many things have been completed.

(Genelde Yalın Yakın Geçmiş Zamanı, kaç şeyin tamamlanmış olduğu hakkında konuşmak için kullanırız.)

eg. I have written 10 emails this morning. (Örnek : Bu sabah 10 tane e-posta yazdım.)

INGILIZCE USES OF AUXILIARIES – YARDIMCI FIILLERIN KULLANIMI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Yardımcı fiillerin İngilizcede değişik kullanım alanları bulunmaktadır.Fiil şekilleri oluşturmak için kullanıldıkları gibi, sıklıkla bazı şeylere vurgu yapmak, ilgi belirtmek veya tekrardan kaçınmak için kullanılırlar.

Auxiliary verbs have various uses in English. As well as being used to make verb forms, they are often used to emphasise things, show interest or avoid repetition.

To Form Tenses: (Fiil Zaman Şekilleri Oluşturmak:)

Continuous Verb Forms: BE + verb + ing (Sürekliliği olan Fiil Şekilleri: BE + fiil + ing)

What are you doing? (Sen ne yapıyorsun?)

Perfect Verb Forms: HAVE + past participle (Bitmiş Zaman Fiil Şekilleri: HAVE + geçmiş zaman ortacı)

She has been to Greece. (O Yunanisyan’a gitmiş.)

Passive Verb Forms: BE + past participle (Edilgen Fiil Şekilleri: BE + geçmiş zaman ortacı)

The castle was built in the 16th century. (Kale 16. Yüzyılda inşa edilmiş.)

Present and Past Simple Questions and Negatives: DO/DOES/DID (Geniş Zaman ve Di’li Geçmiş Zaman Soruları ve Menfiler: DO/DOES/DID)

He didn’t do his homework. (O ev ödevini yapmadı.)

For emphasis: (Vurguda bulunmak için:)

eg. I do like that dress. I’m going to buy it! (Örnek: Bu elbise hoşuma gitti.Onu satın alacağım!)

A: Are you excited? B: Yes, I am! (A: Heyecanlı mısın? B: Evet, öyleyim!)

To Show Interest as Echo Questions:(İlgi Göstermek amacı için Yansıma Sorusu olarak:)

eg. A: She’s having a baby in August. (Örnek: A: Ağustos’da bebeği dünyaya gelecek.)

B: Is she?  (B: Öyle mi?)

A: I haven’t been to a football match before. (A: Daha önce bir futbol maçına gitmemiştim.)

B: Haven’t you? (B: Gitmemiş miydin?)

To Avoid Repetition: (Tekrardan Kaçınmak İçin:)

eg. All my friends can speak German, but I can’t.(speak German) (Örnek: Tüm arkadaşlarım Almanca konuşabiliyorlar, ama ben konuşamıyorum. (Almanca konuşmak))

I really enjoyed the concert, but Toni didn’t. (enjoy the concert) (Kendim konserden gerçekten keyif aldım, ancak Toni öyle değil. (konserden keyif almak))

In Question Tags: (Soru Eklentilerinde:)

eg. You’re a vegetarian, aren’t you? (Örnek: Sen bir vejeteryansın, öyle değil mi?)

He doesn’t eat fish, does he? (O balık yemiyor, öyle değil mi?)

With So or Neither to Agree with Someone:(Birisiyle ile Aynı Fikirde Olduğumuzu belirtmek için “So” ve “Neither” ile:)

eg. A: I don’t smoke.(Örnek: A: Ben sigara kullanmıyorum.)

B: Neither do I. (B: Ben de öyle.)

A: I am English. (A: Ben İngilizim.)

B: So am I. (B: Ben de öyle.)

In Short Answers: (Kısa Cevaplarda:)

eg. A: Are you a student? (Örnek: A: Sen bir öğrencimisin? )

B: Yes, I am. (B: Evet, öyleyim.)

A: Have you got a dog? (A: Köpeğin var mı acaba?)

B: No, I haven’t.(B: Hayır, yok.)

INGILIZCE SIMPLE AND CONTINUOUS ASPECTS – YALIN VE DEVAMLI KONULAR – TÜRKÇE KONU ANLATIMI

Yalın fiil şekillerini aşağıdaki durumları tarif etmek için kullanırız:

We use simple verb forms to describe something that is:

– repeated (-tekrarlanan)

eg. I drive the kids to school every morning.(Örnek : Çocukları her sabah okula dürüyorum.)

– completed (-tamamlanmış)

eg. I’ve cooked dinner and set the table. (Örnek : Akşam yemeğini pişirdim ve masayı hazırladım.)

– permanent(-sürekli)

eg. I work in an insurance firm.(Örnek : Bir sigorta şirketinde çalışıyorum.)

We use continuous verb forms to describe something that is: (Devamlı fiil şekillerini aşağıdaki durumları tarif etmek için kullanırız:)

– in progress at a specific point in time (-zamanın belirli bir noktasında devam eden)

eg. I was watching TV when he called. (Örnek : Kendisi aradığında Televizyon seyrediyordum.)

– unfinished (-bitmemiş)

eg. I’ve been working in the garden for hours. (Örnek : Saatlerden beri bahçede çalışıyorum.)

– temporary (-geçici)

eg. He’s doing a course in accounting at the moment. (Örnek : Şu anda muhasebe alanında bir kursa katılıyor.)

– Activity and State Verbs (-Aktivite ve Durum Fiilleri )

Activity verbs talk about activities and actions such as: play, fly, travel, listen, run, work, sit, study, wait.We can use activity verbs in both simple and continuous verb forms.

(Aktivite fiilleri, oynamak, uçmak, seyahat etmek, dinlemek, koşmak, çalışmak, oturmak, ders çalışmak, beklemek gibi aktivite ve eylemleri konu ederler.Aktivite fiillerini yalın ve devamlı fiil şekillerinde kullanabiliriz.)

eg. I travel abroad every month.(Örnek : Her ay yurt dışına seyahat ediyorum.)

Alex is travelling abroad at the moment. (Alex şu anda yurt dışında seyahat ediyor.)

State verbs talk about states, feelings and opinions such as: own, belong, think, believe, realise, doubt, like, prefer, wish, hear, need, agree, cost, smell, trust.

We don’t usually use these verbs in continuous verb forms.

(Bazı fiiller durumlar, duygular ve sahip olmak, ait olmak, düşünmek, inanmak, farkına varmak, şüphe, gibi, tercih etmek, dilek etmek, duymak, ihtiyaç, katılıyor olmak, maliyet, koku, güven gibi kanılardan bahsederler.Bu fiilleri genellikle devamlı fiil şekillerinde kullanmayız.)

eg. I prefer to drink coffee. NOT I am preferring to drink coffee. (Örnek : Kahve içmeyi tercih ediyorum.)

Some verbs, such as see, have, think and be can describe activities and states, but the meaning changes.

(“See, have, think ve be” gibi fiiller aktivite ve durumlar tarif edebilirler, ancak anlam değişir.)

eg. I have two daughters. (possession) (Örnek : Benim iki kızım var. (sahiplik))

I am having dinner with friends tonight. (eating) (Bu akşam arkadaşlarımla akşam yemeğine katılacağım. (yemek))

İngilizce Pratik Yap!